ABD ve İsrail'in ayaklarına gelen 47 yıllık fırsatı tepip İran ile ateşkes kararı almalarında Hürmüz Boğazı krizinin yol açtığı küresel ekonomik gelgitin temel etken olduğu söyleniyor. Özellikle ABD Başkanı Donald Trump'ın geri adım atıp anlaşmaya varmayı istemesinin arkasında ülkesinde yükselen petrol fiyatlarının kritik bir rol oynadığı kaydediliyor.
Ancak bana göre ABD ve İsrail'in savaş baltalarını geçici bir süre de olsa gömmelerinde başka etkenler daha belirleyici konumda. Bunların başında da tarafların sahip olduğu füze cephaneliğindeki stoklar geliyor. Eğer füze cephanelikleri tükenmeseydi ABD ve İsrail'in Hürmüz veya diğer krizlere aldırmadan İran rejimini devirene veya istediklerini rejime kabul ettirene kadar saldırılardan vazgeçmeyeceklerdi.
Karşımızda üç karşılaştırmalı faktör var. İlki füze stokların sayısı. İkincisi füzelerin ve diğer silahların maliyeti. Üçüncüsü de ihtiyaç duyulan silahların üretim hızı ve kapasitesi. Bu üç alanda da İran'ın ABD ve İsrail'den daha avantajlı olduğu söyleniyor. Haliyle savaşın gidişatını bu üç faktörün belirlediğini ve bundan sonra da belirleyeceğini söylemek yanlış olmaz.
***
Savaşın kaderini değiştiren ilk faktör İran'ın sahip olduğu füze stoklarının tahmin edilenden daha fazla çıkmasıydı. Üstelik ABD ve İsrail'in sahip olduğu füze stoklarının da sanılandan daha az olduğu görüldü. Savaşın gidişatını etkileyen ikinci faktör de maliyetlerdi. Örneğin İran füzelerini 100 bin ila 300 bin dolara mal ederken ABD ve İsrail'in fırlattığı her füzenin en az 30 ila 40 milyon dolarlık olması ekonomik açıdan savaşı saldırganlar için sürdürülebilir olmaktan çıkarıyor. Aynı maliyet hesabı drone'larda da geçerli. İran Şahidlerini 1000 ila 50 bin dolar arasında bir maliyetle üretirken ABD MQ-9 drone'ları için en az 30 veya 40 milyon dolar harcıyor.***
Amerikalı askeri uzmanlara göre de savaşın kaderini veya gidişatını en fazla aslında bu üçüncü faktör belirledi/belirliyor. Nitekim ABD'nin eski savunma bakan yardımcılarından olan Stephen Bryen da aynı fikirde. Byren, Aisa Times sitesinde 9 Nisan 2026 yayımlanan "ABD'nin yeni füze açığı" başlıklı yazısında tam da bu kronik soruna neşter vurmuş.