Türkiye'nin en iyi haber sitesi

BERCAN TUTAR

İslamabad’dan ‘barışabad’a

Sesli dinlemek için tıklayınız.

Pakistan'ın başkenti İslamabad'da ABD ve İran arasında barış masasının kurulmasına karar verildi. Kritik eşik aşıldı. Bu tarihi teması ve 'uzlaşı'yı aktüel siyasetin ve maksimalist taleplerin yol açtığı çetrefilli noktalar üzerinden değil de ana nedenlere ve ulaşılmak istenen büyük resimdeki ana hedefe odaklanarak yorumlamak gerekiyor.
Haliyle mikro açıdan değil de makro jeopolitik çerçeveden bakınca ilk kez kabine düzeyinde ABD ve İran arasındaki gerçekleşen bu tarihi temasın sonuçları bölgesel ve küresel dinamiklerde köklü değişimlere yol açacak. Zira dünkü yazımda da dile getirdiğim gibi ABD'nin İran karşısında diplomasiye sarılmasında Hürmüz Boğazı kozundan daha çok kendi ekonomik ve siyasi iç yapısıyla askeri kapasitesinden kaynaklanan birçok faktör var.
ABD'nin eski savunma bakanı Stephen Bryen bu faktörlerin başında Rusya, Çin ve İran'ın sahip olduğu füze kapasitesi karşısında ABD'nin yetersiz kalan füze stoku ve füze üretim hızındaki yavaşlık ve standardizasyonsuzluğun geldiğine inanıyor. ABD'nin farklı savunma şirketleri tarafından üretilen füze, mühimmat, savunma ve saldırı sistemleri gibi silahların entegrasyondan yoksun olması ABD'nin askeri caydırıcılığını ve yeteneklerini öteliyor. Bryen bu paradoksu "Sorun füze savunma sistemleri. Özellikle de Patriot için yeterli füze üretemememizdir. Patriot, balistik füzelere karşı Amerikan hava savunmasının belkemiğidir" sözleriyle açıklıyor.

***

WSJ, NYT ve CNN gibi Amerikan kartel medyası bile İran'ın füze stoklarının yeterliliği ve üretim hızının altını çizerken ABD'nin ise Ortadoğu'daki füze stoklarının dibe vurduğunu açık açık itiraf ediyor. ABD'nin üst düzey SM3 füze envanterinin 330, THAAD'ın ise 650 olduğunun altını çizen Byren, "İsrail'in de benzer bir sorunu var. Arrow-3 füze önleme sistemleri yetersiz" diyor.
Stok azlığı, üretim ve maliyet zorlukları yanında Patriot, THAAD, SM-3, PAC-3, SM-6, AIM-9, Tomahawk ve Javelin gibi farklı füzelerle ilgili en ölümcül sorun standardizasyon eksikliği. Farklı firmalar tarafından üretilen bu füzelerin sahip olduğu farklı donanım ve yazılımlar hem üretim hızını düşürüyor hem de askeri entegrasyonda soruna yol açıyor.
Bu amaçla Pentagon, heterojen entegre sistemi denilen SHIP programını başlattı. Program, her sistem için özel olarak tasarlanmış çipler yerine çeşitli sistemlerde kullanılabilen ortak bir çip seti üretmeyi hedefliyor. Nitekim Pentagon, bu yıl sadece 56 Tomahawk füzesi üretecek olan RTX firmasına üretimini 2027 yılında yüzde 1200 artırma talimatı verdi. Lockheed Martin ve Boeing de PAC-3 üretimini yıllık 600'den 2 bine çıkarmaya zorlanacak.

***

Görüldüğü üzere bir yılda farklı kategorilerde daha az maliyetle binlerce füze üreten Rusya, Çin ve İran ile karşılaştırıldığında ABD'nin füze üretim hızı ve sayısı çok yetersizken maliyeti ise çok yüksek. Ancak bu tablo tek başına ABD'nin İran ile masaya oturmasının nedeni değil. ABD'yi İran ile uzlaşıya iten asıl faktör ulusal, küresel ve bölgesel düzeyde değişen reel-politik dinamikler. ABD, hegemonyasına meydan okuyan İran'ı bölgesel güç mimarisine eklemek zorunda. Aksi halde küresel güç pozisyonunu kaybedeceğini görüyor.
Haliyle, bütün dezavantajlarına rağmen ABD, İran'a karşı doğru anı yakaladığına inanıyor. İran rejimi içeriden muhalefetin yoğun baskısı altındaydı. Askeri açıdan ise tekno-gerilla savaşı veren bir alana sıkıştırıldı. Rusya ve Çin'den aldığı küresel destek minimuma indirildi. Bölge ülkeleriyle gerginlik ise saldırılar sonucu had safhaya ulaştı. Dolayısıyla İslamabad'da ABD için de İran için de görüşmeleri yürüten masadaki üçüncü heyet reel-politik dinamiklerdi. Çünkü her iki aktör de kazanamayacakları bir savaş ve kaybetmeyi göze alamayacakları bir barış ile karşı karşıya olduğunu idrak etmiş görünüyor. Bu nedenle uzlaşı imkânını kullanmaktan başka alternatifleri yok.
Zira ABD eğer İran'ı sisteme entegre edemezse küresel bir güçten 'yarım küresel güce' gerileyeceğinin farkında. İran rejimi de ayağına kadar gelen bölgesel güç statükosuna meşruiyet kazandıracak bu fırsatını kaçırma lüksüne sahip değil. İşte bu faktörel reel-politik dinamikler ABD ve İran'ı en azından 'modus vivendi/geçici uzlaşı' düzeyinde bile olsa artık sürdürülemez noktaya gelen eski statükolarını dönüştürmeye zorluyor. Herkes bu dönüşümden kendi payına düşeni alacak. Gidişat bunu gösteriyor.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.