Televizyonda bir reklam başlıyor. Arkada neşeli bir şarkı çalıyor. Vokal kusursuz, melodi akılda kalıcı, düzenleme tertemiz... Şarkıyı söyleyen sanatçının kim olduğunu merak ediyorsunuz ama öyle biri yok. Çünkü şarkıyı yapay zekâ üretmiş. Türkiye'de reklam ajansları ve markalar artık yapay zekâyla müzik hazırlayabiliyor. Birkaç kelimelik komut veriliyor; müziğin türü, temposu, duygusu ve vokal biçimi seçiliyor. Dakikalar içerisinde markaya özel bir şarkı ortaya çıkıyor. Stüdyo kiralamaya gerek yok. Besteci beklenmiyor. Aranjör çağrılmıyor. Müzisyen, vokalist ve tonmayster maliyeti bulunmuyor. Üstelik aynı müziğin onlarca farklı versiyonu birkaç dakika içinde hazırlanabiliyor. Reklamveren açısından hızlı, ucuz ve pratik... Ancak işin bir de pek konuşulmayan tarafı var.

Bugün reklam şirketi yapay zekâ platformuna ücret ödüyor ve "Ticari kullanım hakkım var" diyor. Fakat o yapay zekânın hangi şarkılarla eğitildiğini, hangi sanatçıların seslerinden beslendiğini ve ürettiği melodinin başka bir esere ne kadar benzediğini çoğu zaman bilmiyor. Ödeme yapılmış, platformdan ticari kullanım izni alınmış ve müzik indirilmiş. Ajans açısından dosya kapanmış gibi görünüyor. Peki gerçekten kapanmış oluyor mu?
Bir yapay zekâ sisteminin milyonlarca şarkıyı dinleyerek öğrendiğini düşünelim. Bu şarkıların arasında Türk bestecilerin, söz yazarlarının, aranjörlerin ve müzisyenlerin eserleri de varsa izin kimden alındı? Eser sahiplerine ödeme yapıldı mı? Sanatçıların şarkıları, gelecekte onların yerine müzik üretecek bir sistemi eğitmek için mi kullanıldı? Bu soruların cevabını reklam ajansı bilmiyor. Reklamveren bilmiyor. Bazen yapay zekâ platformu bile açıkça söylemiyor. Fakat ortaya çıkan müzik kullanılmaya devam ediyor.

GARİP BİR TELİF DÜZENİ
Burada garip bir telif düzeni oluşuyor: AI platformu para kazanıyor. Reklam ajansı prodüksiyon bedelini alıyor. Reklamveren daha düşük maliyetle müzik sahibi oluyor. Fakat yapay zekânın müzik üretmeyi öğrenmesini sağlayan bestecinin, söz yazarının ve müzisyenin cebine tek kuruş girmiyor. Sistemde herkes kazanıyor; müziği öğretenler hariç. Bir de üretilen parçanın mevcut bir şarkıya benzemesi meselesi var. Yapay zekâ bazen tanıdık bir melodi, bilinen bir düzenleme veya belirli bir sanatçıyı hatırlatan vokal ortaya çıkarabilir. Ajans çalışanı bunu fark etmeyebilir. Reklamveren de "Platform bize ticari kullanım hakkı verdi" diyerek sorumluluğun ortadan kalktığını düşünebilir. Ancak bir platforma ücret ödemek, başkasının telif hakkını kullanma izni anlamına gelmez. Daha tartışmalı alanlardan biri ise sanatçıların seslerinin taklit edilmesi. Bir reklam müziğinde gerçek bir sanatçının adı yazmayabilir. Fakat vokal biçimi, telaffuzu ve ses rengi dinleyicide açıkça o sanatçıyı çağrıştırabilir. Marka, sanatçıyla anlaşmadan onun sesinin yarattığı tanınırlıktan yararlanmış olur. Sanatçı reklamda yoktur ama sesi oradadır. Üstelik parasını da almamıştır.
Türkiye'de bugün "yapay zekâ müzik lisansı" adıyla alınan tek ve resmî bir izin bulunmuyor. Şirketlerin dayandığı temel belge, kullandıkları platformun ticari kullanım sözleşmesi. Ancak bir reklamda yapay zekâ müziği kullanılmışsa bunun prodüksiyon künyesinde belirtilmesi gerekir. Müziğin hangi sistemle üretildiği, insan katkısının ne kadar olduğu ve gerçek bir sanatçının sesinin taklit edilip edilmediği açıklanmalıdır. Ajanslar yalnızca "ticari paket satın aldık" demekle yetinmemeli; kullandıkları sistemin eğitim verileri konusunda da güvence istemelidir.
Meslek birlikleri de bu tartışmayı uzaktan izlememeli. Çünkü mesele yalnızca gelecekte bestecilerin ne kadar kazanacağı değil, bugün onların eserleriyle eğitilen sistemlerin reklam pazarındaki işlerini ellerinden almasıdır. Teknolojiye karşı çıkmak kolay, onu durdurmak ise mümkün değil. Ancak teknolojinin hızı, emeğin hakkını ortadan kaldırmamalı. Asıl soru şu: Yapay zekâ, müzik yapmayı kimlerden öğrendiyse onların parasını kim ödeyecek?

İKİ ESKİ DOST BİR ARADA
Çakal ve Mavi, yıllar sonra Gezegenler Birleşir için yeniden yan yana geldi. İkilinin geçmişten gelen uyumu, dünya standartlarındaki klibi ve güçlü prodüksiyonuyla birleşince ortaya sadece bir düet değil, iddialı bir görsel- işitsel çalışma çıktı. Türkçe rap'te bazı iş birlikleri yalnızca iki popüler ismi aynı şarkıda buluşturmak için yapılır. Bazılarının ise geçmişi, hikâyesi ve doğal bir uyumu vardır. Çakal ile Mavi'nin geçtiğimiz günlerde yayımlanan Gezegenler Birleşir şarkısı ikinci gruba giriyor. Çünkü Çakal ve Mavi birbirlerini yeni tanıyan, stüdyoda tesadüfen karşılaşmış iki isim değil.
Yıllar önce Gözler şarkısında bir araya gelmiş, o dönem yakaladıkları uyumu dinleyiciye göstermişlerdi. Şimdi yolları yeniden kesişti. Şarkının adı Gezegenler Birleşir olsa da aslında birleşen, uzun zamandır birbirini tanıyan iki müzikal dünyanın yeniden aynı yörüngeye girmesi. Çalışmayı dikkat çekici hâle getiren taraflardan biri de klibi.
Burak Kılıçkaya'nın yönettiği video, Türkçe rap'te zaman zaman karşımıza çıkan "Şarkıyı yaptık, yanına da bir görüntü koyalım" anlayışından uzak. Sinematografisi ve görsel dili üzerine düşünülmüş bir iş ortaya çıkmış. Kamera arkası görüntüleri de bu dünyanın nasıl kurulduğunu gösteriyor. Dekorundan ışığına, çekim planından ekibin çalışma temposuna kadar klibin tesadüfen iyi görünmediği anlaşılıyor. Ortada ciddi bir hazırlık ve prodüksiyon emeği var.