Çeşme'nin en yoğun lokasyonlarından biri olan Altınkum Plajı'na gelen bir vatandaş, özel işletmenin şezlong ve şemsiyelerle kapattığı alanın yakınına kendi şemsiyesini kurmak istedi.
Durumu fark eden işletme çalışanları, alanın kendilerine tahsis edildiğini ve kiralandığını öne sürerek vatandaşa müdahale etti.
Vatandaş da bu kumsaldan faydalanmanın ve denize girmesinin anayasal bir hak olduğunu söyledi.
İşletme personeli de «Buraya şemsiye koyamazsın» diye sözlü sataşmada bulunduktan sonra vatandaşı tekme tokat dövdü.
Çevredeki tatilciler de büyük korku ve panik yaşamış vs. her yaz yaşanan "kıyıların işgali" ve "şezlong terörü" kavgalardan birine daha şahit olduk.
Polise intikal etmeyen böyle çok kavga yaşanıyor.

Bu konuyu defalarca yazdım. Türkiye, kıyılarının; oteller, tatil köyleri ve beach işletmeleri tarafından kapatıldığı ender ülkelerden biri.
Yurt dışına çıkanlar mutlaka gözlemliyordur; en sosyetik bölgelerden biri olan Cannes'dan, en güzel plajların olduğu Rio de Janeiro'ya dünyanın hemen hemen her ülkesinde en güzel sahiller halka açık.
Ama bizde birçok otel, kıyı şeritlerini kapatıp sadece kendi müşterilerinin kullanımına izin veriyor.
Bir de özel beach işletmeleri var. Bunlar devlet kurumlarından ya da belediyelerden para karşılığı işletme izni alıyorlar. Ancak sorun, bu izni aldıktan sonra neredeyse tüm plajı şezlonglarla kapatmaları.
Rüşvet yiyen yetkililer bu işgali görmezden gelince de vatandaş denize girecek yer bulamıyor.
Kendini İsviçre'de sanan bazı vatandaşlar da kıyıyı "işgal edemezsiniz, yasayı ihlal ediyorsunuz" diye hakkını arayınca dayak yediğiyle kalıyor.
Aslında bu sorunun çözümü basit; beach işletmeciliği için kira sözleşmesi yapanlar mevcut alanın örneğin yüzde 50'sini kullansa ve bu kullanım şekil sıkı denetlense plajlarda herkese yer kalır! Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın bazı kıyı şeritlerinde halk plajı açması güzel bir gelişme lakin mevcut şezlong terörünü, işletmelerin kıyıları işgal etmesinin önüne geçilmeli!
Belediyelerin yaptığı sözleşmeler denet olmalı!
Özel bir beach kiralama sözleşmesi yapsa dahi, plajın yüzde 70-80'i işgal etmesinin önüne geçilmeli.
Bunu yapmak çok mu zor? Vatandaş denize girmek isteyince neden dayak yiyor?
Üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizde vatandaşın parasız denize gireceği alanların kısıtlı olması trajikomik bir durum.
***
KAHVE TÜKETİMİ, ÇAYI GEÇECEK Mİ?
Türkiye'de 2010'lu yılların başında kişi başına yıllık kahve tüketimi 350-400 gram seviyesinde bulunurken 2026'da tüketimin 2,2 ile 2,5 kg arasında olacağı öngörülüyor.
Dünya genelinde kişi başı yıllık ortalama kahve tüketimi yaklaşık 1,3 ila 2 kilogram arasında değişiyor.
Türkiye çay ülkesi olarak biliniyorken kişi başı kahve tüketiminin 2,5 kiloya ulaşması ilginç bir durum!
Ülkemizde kişi başına yıllık kuru çay tüketimi 3,15 ila 3,5 kilogram arasında.
Kahve çayı yakalamak üzere!

Peki, bu nasıl oldu?
Eski kuşaklar için çay ocağı, kıraathane veya evde çay demleme kültürü neyse; genç nüfus ve Z kuşağı için de "üçüncü nesil" kahveciler o hale geldi.
Kahve dükkânları artık sadece içecek alınan değil; arkadaş buluşmalarının yapıldığı, ders çalışılan ve serbest işlerin yürütüldüğü ana mekânlara dönüştü.
Birçok bölgede kıraathaneler kapanıyor ve yerlerini hızla yeni nesil kahveciler alıyor.
Ayrıca geleneksel Türk çayı, ince belli bardakta ve oturularak içilmeye daha uygun.
Oysa elinizde karton kahve bardağıyla dolaşmak ya da iş yerine, eve kahve siparişinde bulunmak daha kolay.
Termos kullanımı ve algit kahve konsepti, kahveyi günün her anına entegre ediyor.
Yaz sıcaklarında sıcak çay yerine soğuk kahveler (Cold Brew, Iced Latte) daha çok tercih ediliyor.
En önemlisi ise bir kafede kahve içerek sosyalleşmenin en ucuz yol olması!
Özetle yakın gelecekte kahve tüketimi, çay tüketimini geçebilir.
Çayın tahtını kahveye kaptırma olasılığı hiç aklınıza gelir miydi?
***
'ÖFKE KONTROLÜ' SORGULAMASININ SIZMA RİSKİ!
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta okullarda meydana gelen silahlı baskınlardan sonra 10- 18 yaş grubundaki çocukların davranışsal risk faktörlerinin okullarda taranması kararı alınmıştı.
Bu taramanın detayları ortaya çıktı: Ruh Sağlığı Eylem Planına göre bu yıl dört, yedi, dokuz ve 11. sınıflarda anket temelli risk taraması yapılacak.
Bu tarama öğrenci, veli ve öğretmenlere yapılacak.
Taramalarda değerlendi- rilen risk alanları, genel ruh sağlığı, öfke kontrolü ve dürtüsel davranışlar sorgulanacak.
Risk düzeyine göre hayat merkezi, aile hekimi veya hastaneye yönlendirme yapılacak.

Şimdi velilerde «Çocuklarımız öfke kontrolü sorunu yaşıyor diye damgalanır mı?» korkusu var.
Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürü Erdoğan Öz, damgalanma gibi bir durumun yaşanmayacağını açıkladı.
Elbette bunu kimse istemez ama taramalarda öfke kontrolü sorunu yaşayanlar belirlenecek ve bu listeler bir dijital ortamda tutulacak.
Taramalarda riskli gruba giren çocuk, veli ve öğretmenlerin kimlik bilgileri sıkı bir şekilde korunmalı.
Olası bir sızmada birçok insan zor durumda kalabilir.
Düşünsenize; 10 yaşındaki bir çocukken bu taramada riskli gruba giriyorsunuz.
Zamanla düzeliyorsunuz, iyi bir üniversiteyi bitirip iş aramaya başladığınızda işverenin elinde öfke kontrolü sorunu olanların listesi oluyor!
Sonra ayıkla pirincin taşını!
Bu tarama bilgileri okullardaki yetkili kişilerle de paylaşılacağı için sızma riski artıyor!
Ülkemizde hem devlet kurumlarında hem de özel kurumlarda birçok kez vatandaşların kişisel bilgileri sızdırıldığından gerekli uyarıyı bir vatandaş olarak şimdiden yapmak istedim!
***
Altyazı
"Kötü bir son, sonsuz bir umutsuzluktan iyidir.»(About Elly)
