Türkiye'nin en iyi haber sitesi

NİHAT HATİPOĞLU

Dostları, Peygamberimizi anlatıyor

Peygamber Efendimizi yakından tanıyanların, O'na olan sevgilerinin günden güne artan bir bağlılığa dönüştüğünü görebiliyoruz. Ahlakındaki yücelik, tevazu ve alçakgönüllülükteki yetişilemez büyüklüğü dostlarını sarmalamış ve onları kendine âşık etmiştir. Bugünkü yazımda onlardan bir demet sunacağım.
Ramazan yaklaşıyor. Bu mübarek aya girerken O'nun güzel ahlakıyla ahlaklanmak hedefimiz olmalıdır. Çünkü Kuran-ı Kerim, "O'nda sizin için güzel örnek var" buyurmuştur. O'nun yakın dostları; kâh yüzündeki duru güzelliğe, nurani simasına işaret etmiş, kâh tolerans, affedicilik ve ulaşılmaz yüce ahlakına dem vurmuşlardır.
ELİ İPEKTEN YUMUŞAKTI: Şeddad bin Evs anlatıyor: "Hz. Peygamber'in yanına geldim. O'nun elini tuttum. Eli ipekten daha yumuşaktı, kardan daha soğuktu."
TEBESSÜM EDERDİ: Cabir anlatıyor: "O'nu gördüm. Gülerken tebessüm ederek gülümserdi. Gözleri sürmeli gibiydi. Sürme kullanmasa bile gözleri sürmeli gibiydi."
YÜZÜ SEVİMLİYDİ: Ebu Tufeyl anlatıyor: "O'nu yakından gördüm. Yüzü beyazdı ve çok sevimliydi. Orta yapılıydı."
AYDAN DAHA GÜZELDİ: Cabir bin Semure anlatıyor: "Ay ışığının göğü aydınlattığı bir gece idi. Evinden çıktı, mescide gidecekti. Üzerinde kırmızı bir hülle vardı. Bir O'na, bir de aya baktım. O, aydan daha güzeldi."
EĞER O'NU GÖRSEYDİN: Rubeyyi'ye sordular: "Resulullah'ı tarif eder misin?" O şunu söyledi: "O'nu görseydin, sanki güneş doğmuş zannederdin."
O'NDAN BAHİS OLUNCA: Amir bin Abdullah'ın yanında Efendimizden bahsedilip adı anıldığında, gözünde yaş kalmayıncaya kadar ağlardı.
O'NUN ADI ANILDIĞINDA: Mus'ab bin Abdullah diyor ki: "Büyük hadisçi Zühri'ye giderdim. O'nun yanında Resulullah'ın adı anıldığında o farklı bir hâle dönüşürdü. Sen onu tanıyamazdın, o seni tanıyamaz hâle gelirdi."
RESULULLAH'TAN BAHSEDİLİNCE: Safvan bin Süleym, teheccüde kalkan, ibadet ehli bir sadıktı. Yanında Hz. Peygamber'den bahsedilince ağlamaya başlar, susmazdı. Ta ki yanında bulunanlar tek tek kalkıp giderlerdi; o ağlamaya devam ederdi.
RESULULLAH'TAN HADİS AKTARINCA: İbni Sirin: "Daima gülümseyen bir zattı. Resulullah'tan bir hadis rivayet edildiğinde hüzün hâline girer, derin bir saygıyla dolardı. Haşyet hâli onu kuşatırdı."
İBNİ MESUD O'NDAN BAHSEDİNCE: Amr anlatır: "Bir gün sahabeden İbni Mesud'u gördüm. Sohbet ediyordu. Bir ara diline, 'Resulullah şöyle buyurdu' sözü geldi. Bunu söyleyince üzüntülü ve düşünceli bir hâle girdi. Alnından boncuk boncuk ter dökülmeye başladı. Gözleri doldu. Damarları kabardı. Sonra şöyle dedi: İnşallah Resulullah şöyle veya ona yakın veya onun gibi buyurmuştur." (Sübül'ül Hüdâ ve'r-Reşâd, Şami, 12, 396) Yani Efendimizin sözlerini bire bir tam aktaramama endişesiyle endişelendi. Zira sahabe O'nun sözlerini aktarırken çok hassasiyet gösterirdi.
HALİFE CAFER ZİYARET EDİNCE: Halife Ebu Cafer, Medine'de Hz. Peygamber'in kabrini ziyaret etti. İmam Malik de oradaydı. Halife bir ara sesini yükseltti. İmam Malik, O'na şöyle dedi: "Ey Halife! Sesini Hz. Peygamber'in yanında yükseltme. Zira Allah, Hucurat Suresi'nde, 'Sesinizi sakın Peygamber'in sesinden yüksek tutma' buyuruyor." (Hucurat, 2) Halife sordu: "Ey İmam! Dua ederken yüzümü kıbleye mi, Resulullah'a mı çevireyim?" İmam Malik şöyle dedi: "Neden sırtını Hz. Peygamber'in mezarına çeviriyorsun? O senin de, deden Âdem'in de sığınağıdır. Yüzünü Resulullah'a dön ve Allah'tan iste."
SADECE EBU BEKİR VE ÖMER: Hz. Enes anlatıyor: "Hz. Peygamber, Ensar ve Muhacir'in yanına giderdi. Gelen sahabiler arasında Ebu Bekir ve Ömer de olurdu. Sahabeden hiç kimse derin bir saygıdan dolayı başını kaldırıp Resulullah'a bakmazdı. Ebu Bekir ve Ömer hariç. Ebu Bekir ve Ömer, O'na bakarken gülümserlerdi. O da iki dostuna bakarken tebessüm ederdi."
SANKİ BAŞLARINDA KUŞ VARDI: Usame bin Şerik anlatıyor: "Resulullah'a gittim. Etrafını sahabe çevrelemişti. Sahabenin üzerinde vakar, saygı, sükûnet hâli vardı. Sanki başlarının üzerinde kuş vardı. Onlar da kuş uçmasın diye öyle hareket ediyorlardı. Selam verdim ve edeple oturdum."
SAÇI YERE DÜŞÜRÜLMEZDİ: Hz. Enes anlatıyor: "Berber O'nu tıraş ediyordu. Etrafında sahabesi vardı. O'nun saçlarından hatıra olarak almak için ellerini uzatıyorlardı. Sanki tek saçı yere düşmüyordu."
Bu tavırlarıyla O'na muhabbetlerini gösterirken aynı zamanda düşmanlarına 'Hz. Peygamber'den asla vazgeçmeyiz' mesajını veriyorlardı. Bugün camilerde ziyarete açılan Sakal-ı Şerif işte bu sevginin bir tezahürüdür. Hz. Halid'in sarığına O'nun saçının tellerini gizlemesi; Hz. Enes'in 'Öldüğümde Hz. Peygamber'in saç tellerini kefenime koyun' demesi hep bu derin vefanın, saygının, hatıranın birer tatlı yansımasıdır.
TIRNAKLA KAPISINI ÇALARLARDI: Muğire der ki: "Sahabe, Hz. Peygamber'in evinin kapısını tırnaklarıyla çalıyorlardı. Rahatsız etmemek için."
Not: Aktardıklarımız yüzlerce sevgi ifadesinden sadece birkaçıdır.

***


KURAN SADECE ARAPLARA MI İNDİ?
Her peygambere inen kitap veya vahiy elbette o peygamberin dili üzerine inmiştir. Peygamberler de inen vahiyleri halkına ve ümmetine aktarırlar. Bu, o kitabın başka dillere çevrilmesine de engel oluşturmaz. Herhalde Hz. Musa'ya (AS) Tevrat Fransız diliyle, Hz. İsa'ya (AS) inen İncil Farisi diliyle inmemiştir. Yine Hz. Peygamber'e (SAV) inen Kuran-ı Kerim'in Arami diliyle inmesini de beklemezdik. Tevrat, Hz. Musa'ya İbranice inmiştir. Zira Hz. Musa, İbranice konuşurdu. Hz. İsa da Aramice konuşurdu. Hz. Muhammed (SAV) Arapça konuşurdu. Hz. Muhammed'in (SAV) ilk muhatabı Araplardı ve Kuran da Arapça inmiştir. Kuran'ın Arapça inmiş olması, O'nun diğer insanlara tebliğ edilmeyeceği anlamına gelmez. Bu Kuran'ın sadece Araplara indiğini de göstermez.
Kuran daha Hz. Peygamber'in (SAV) hayatında Roma'dan Mısır'a, Habeşistan'dan İran'a ulaştı. Her millet Kuran'ı kendi dilinde anlayacak şekilde tercüme etti. Selman-ı Farisi'nin Fatiha'yı Farsça'ya çevirip kavmine göndermesi bunun en açık belgelerindendir. Kuran-ı Kerim bütün insanlığa inen son kitaptır. Emir ve yasakları, mesajları evrenseldir. Kıyamete kadar insanlığa yetecek ahlaki ilkeleri uhdesinde taşımaktadır.


TEK TEL SAÇI DÜNYADAN DEĞERLİ
İbni Sirin der ki: "Enes ve ailesinde Efendimize ait bazı saç telleri var." Ubeyde dedi ki: "Tek bir teline dünyayı verirdim."

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.