Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Bizim gazetede, "ünlü model hakkında terör örgütü propagandasından soruşturma" haberini görünce bir bakayım dedim. Kimmiş bu "ünlü" ve onun propagandasına ihtiyaç duyan ünsüz terör örgütü diye...
Dilek Yaman'ın haberinden aktarıyorum:
"Model Didem Soydan, terör örgütü mensubu Hasan Ocak'ın kaybolması sonrası oturma eylemi yapan Cumartesi Anneleri 'ne destek veren bir paylaşım yaptı.
Sosyal medyada Ocak ile annesinin fotoğrafını paylaşan Soydan; 'Bir anne, evladını arıyor. Onlar benim için sevginin, analığın sözlük karşılığı.
Gördüğünüz muamele için sizden özür dilerim' diye yazdı. Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü de ünlü modelin bu paylaşımıyla ilgili savcılığa suç duyurusunda bulundu." Sonuç mu? Ne olacak, Soydan hakkında takipsizlik kararı verilmiş tabii ki.
Ama bu kadarı bile fazla değil mi?
Zira polisin, yargının, 1995'te oğlu "faili meçhul" diye kayda geçmiş bir annenin acısına her ne sebeple olursa olsun ortak olanların peşine düşmekten daha önemli işleri var.
Hele ki böyle bir dönemde.
Ama sağ olsunlar sayelerinde, adını ilk kez duyduğumuz ünlü mankenin (belki de benim cahilliğimdir) annesine "haberi" nasıl verdiğinin hikâyesini bile dinledik...
Nazım'ın 10 yıl yattığı Bursa Cezaevi'nden yazdığı, "Sevdalınız hapistir" dediği mahpusluk notlarını okur gibi...
31 Mart seçimleri öncesine Türkiye kararını yetiştirmeyi başaran çalışkan Avrupa Parlamentosu rapörtörleri, "meseleye" raporda yer veremedikleri için üzülmüşlerdir şimdi!

***
Gelelim yargımızın başka konu mankenleriyle imtihanına.
Yine bu köşeden hatırlayacaksınız.
'deki 10 Kasım törenlerinde üzerinde çarşaf olan bir kadın "Atatürk ilah değildir" diyerek ortalığı karıştırmıştı.
Nedense hep bu günlerde podyuma çıkarlar biliyorsunuz.
Yargımız, o günlerde sosyal medyada bu kör gözüm parmağına provokasyonun üzerine benzin dökenlerden birini ifadeye çağırmış.
Beyefendi ise savunmasında Savcıdan "Atatürk'ün ilah olup olmadığının Diyanet İşleri Başkanlığı'na sorulmasını" talep etmiş!
Sonuç ne olmuş, Savcılığımız hareket geçip Diyanet'e sormuş mu, Diyanet harekete geçmiş mi henüz öğrenemedim... Ama fıkra diye anlatsanız kimsenin gülmeyeceği bu hikâyenin mankenleri politik birer figür olarak aramızda gezdiklerini söyleyebilirim.
***
Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, geçtiğimiz günlerdeki bir açıklamasında yargının FETÖ gibi sabotajcı unsurlardan temizlendiğini söylüyordu.
Yıllardır izlediğim Sayın Bakan, FETÖ ile mücadelede sağlam durmuş bir isim.
Dolayısıyla tehdidini önemsemediğini söyleyemeyiz.
Ancak "FETÖ'cüleri tasfiye ettikten sonra yargıda bütün hakim ve savcılarımıza güveniyoruz" açıklaması bence çok iddialı.
Zira asgari muhakeme yeteneğinden bile mahrum yargı unsurlarının ciddiye aldıkları mevzular, FETÖ'cülerin sabotajlarını aratmayacak ciddiyette sonuçlara yol açabiliyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN