Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Kırgızistan dönüşü gazetecilerin farklı konulardaki sorularını cevapladı. Doğal olarak soruların önemli bir kısmı "terörsüz Türkiye" ile ilgiliydi.
Süreçle ilgili, "ne kadar bir zamanda tamamlanacağı", "toplumsal bütünleşmeye hizmet etmeyen açıklamalar ve dil sorunu" ve "PKK'nın Suriye yapılanması olan SDG'nin kendini feshetmesi" ile ilgili sorular soruldu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu sorulara verdiği cevaplarla süreçle ilgili politika çerçevesinin ne olduğunu bir kez daha netleştirdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın cevaplarına geçmeden, sürecin en başından itibaren, terörsüz Türkiye hedefine bir faydası olmayan hatta bozucu etki yapan birkaç hususa dikkat çekmek istiyorum.
Süreci başlatmaya dönük yeni bir yaklaşım ortaya konduğunda hemen devreye siyasi bir senaryo kondu. Muhalefetin kamuoyu oluşturucuları, "terörsüz Türkiye" hedefinin başlatılmasını, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yeniden adaylığına, DEM Parti ile görüşülmesini seçim ittifakı hazırlığına ve en genel anlamda süreci bir "seçim yatırımı" olarak pazarladılar.
Bu çevrelerin, süreç ilerledikçe endişeleri arttı. Endişelerini artıran, sürecin kötü yönetilmesi değildi. Aksine, "çerçeve yasa" dahil olmak üzere şu ana kadar terörsüz Türkiye ile ilgili atılan adımların toplumun ve siyasetin önemli bir kesimi tarafından desteklenmesiydi.
Hatta, anayasa değişikliklerin de bile görülmeyen bir çoğunlukla, Meclis'te 467 milletvekilinin oyuyla süreç yasasının kabul edilmesi bu çevrelerin endişelerini daha da artırdı. Tutumları, kurumsal muhalefettin de gerisinde kaldı.
Çözümün ortak sahipliğinin artması, muhalif siyaset analizcilerinin süreci değersizleştirilmesini zorlaştırdı.
Bu çevreler, sürecin başarılı olması halinde bunun iktidarın başarısına katkı yapacağı kaygısını gütmeye devam ediyorlar. Çünkü, kırk yıldan fazla bir süredir çözülemeyen bir sorunun bu iktidar döneminde çözülmesini, "muhalefetin kaybı" olarak görüyorlar. Yani, sürece verilecek desteğin ölçüsü siyasi iktidara yarayıp yaramayacağına indirgenmiş durumda.
Böyle olduğu için, en başından itibaren mevcut gelişmeler ve yol haritası konuşulmuyor. Gelecek için karamsar senaryolar yazılıyor, yazılan bu karamsar senaryolar da aynı anda bugünün gerçekliği gibi tartışmaya açılıyor. Hatta süreci zehirleyebilecek söz ve eylem biçimleri de öne alınıyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan uçakta gazetecilerin sorularına verdiği cevapta, bu çevrelerin olumsuz senaryolarını boşa düşüren net açıklamalar vardı.
Terörsüz Türkiye sürecini "bir takvim meselesinden öte bir hedef meselesi olarak görüyoruz" dedi. Belirli bir takvime sıkıştırılma tartışmalarının neye hizmet ettiğini gördüğü için hedefe odaklanılması gerektiğini bir kez daha hatırlattı. Ancak bir plan ve takvimin olduğunu ayrıca vurguladı.
DEM Parti'nin içinden bazı kişilerin toplumsal bütünleşmeye hizmet etmeyen ve fay hatlarını harekete geçirme riski olan konuşma ve eylemleri hatırlatıldığında, DEM Parti'nin ismini vermeden, "siyasi kimlik taşıyan bazı kesimlerin bir takım ölçüsüz söylemleri olabilir" dedi. Ardından "milletimizin bu tür tahriklere karşı direnç geliştirdiğini" söyledi. "Büyük Türkiye Mutabakatı"nı hatırlattı. Sürecin güvenliği için dile ve eyleme dikkat edilmesi konusunda uyarılarını yineledi.
Terörsüz Türkiye ve bölge hedefinde SDG'nin kendini feshetmesini de bölge için yeni bir dönemin kapısını aralayacağına inandığını söyledi. Bunu olumlu bir gelişme olarak değerlendirdi.
Sürecin doğru gündemde gitmesi önemlidir. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın samimiyet, sorumluluk ve kardeşlik vurguları, bütün aktörlere yönelik bir siyasal davranış ölçüsüdür. Dile ve eyleme dikkat etmek sadece bir kesimin değil tüm tarafların sorumluluğundadır.
Terörsüz Türkiye hedefi başarıya ulaştığında iktidara yarar endişesi ile hareket edenler de bilmelidir ki siyaset sıfır toplamlı bir oyun değildir.