Son dönemde art arda gelen "uyuşturucu-fuhuş" operasyonları, izleyenleri şaşkına çevirdi. Film, dizi ve medya aktörlerinin ön planda olduğu bu "ünlüler" operasyonu aslında geçen yıl başlatılan ve gündeme bomba gibi düşen İBB eksenli yüzyılın yolsuzluk iddialarının bir devamı niteliğinde.
Başta İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı olmak üzere yargı ve emniyet güçleri, kısa sürede önümüze ürkütücü bir fotoğraf koydu. Rüşvet sarmalına girmiş belediyeler, Borsa'da milyarlık vurguna imza atan holdingler, devlet ve sivil kurumları çıkarları uğruna kirleten bürokratlar ve sokakları teslim almaya çalışan yeni nesil çeteleler... Hepsi pervasız ve hepsi "para ve güç" sarhoşu... Bu ikiliye ulaşmak için yapmayacakları şey yok. Bu da buzdağının sadece görünen kısmı. Derinlerde ise çok daha büyük bir vurgunun, ahlaki çöküşün ve çökmenin işareti var.
İstanbul'daki Bebek Otel operasyonu bu "çöküş ve çökme"nin yeni bir işaretini verdi: Şehirleri kuşatan kumar çılgınlığının. Uzun bir süredir sanal kumar, sanal bahis tartışılıyor ve üzerine gidiliyordu ama esas tehlike içeriyi bir kanser hücresi gibi saran gizli "kumar villaları". Bebek Otel'in sahibi Muzaffer Yıldırım, otelinde uyuşturucu hizmeti verdiği ve villasında da kumar oynattığı iddiasıyla tutuklandı.
Bu da öyle Kanarya adını kirleten dernek lokallerindeki gibi masalardan ibaret değil, bilinen ultra lüks kumarhaneler. Monte Carlo kumarhanelerini aratmayan nitelikte... İstanbul ve İzmir, hatta bazı tatil beldelerinde böyle yüzlerce villa kumarhaneden söz ediliyor. Dönen milyon dolarlar da dudak uçuklatıyor.
Her şey bir yana sadece şu sorunun cevabı için bu işlerin üzerine gidilmesi gerekiyor. Bu mekânlarda kumar oynayanlar bu paraları nereden kazanıyor? Normal ticaretle olmadığı çok açık. Sadece karaparayla da açıklanamaz. Ortada adı konmamış ciddi bir "hırsızlık" var. Herhalde bunun arka planında da rüşvet çarkı, vergi kaçakçılığı ve fahiş fiyat vurgunu yatıyor.
***
POLİSİ 'HÜRRİYETİNDEN MAHRUM BIRAKMA' SUÇ DEĞİL Mİ?
İzmir şu sıralarda Buca Belediyesi çöpleri toplamazken sevgilisiyle Phuket'e tatile giden Belediye Başkanı Görkem Duman'la gündemde ama önümüzdeki günlerde bu durum bir ihtimal değişebilir ve emsal olabilecek bir mahkeme kararıyla gündem olabilir...
İzmir'de adları çok bilinen ve büyük firmaların da avukatlığını yapan bir baba-kız var; eski Savcı Celal Kocabaş ve avukat kızı Meryem Kocabaş...
Davanın kahramanı da Meryem Kocabaş... Kocabaş, FETÖ kaçkını bir işadamının Narlıdere'deki devasa villasını bir bankadan satın alır. Bir süre sonra villa sahibinin borcu nedeniyle villaya haciz gelir ve haciz işlemi polisler eşliğinde başlar. Yaklaşık 7 saat sonra haciz ekibi villadan çıkmaya kalkar ama çıkamazlar. Çünkü villanın görevlileri bahçe kapısını kapatırlar. Görevli polis, kapıyı açmalarını söyler ama kapı açılmaz. Mahkeme dosyasında Avukat Kocabaş gelene kadar haciz ekibini bekletmelerini istediği yer alır. Ancak görevli polis kendilerinin rehin alındığını söyleyerek emniyetten yardım ister. Yardım ekibi de gelir ama yine de çıkamazlar. Çünkü Kocabaş daha gelmemiştir. Bir süre sonra villanın yeni sahibi Avukat Kocabaş gelir ama o da arabasını kapının önüne çekerek polislerin çıkmalarını engeller.
Sonra bu olay polis memurlarının şikâyetiyle mahkemeye taşınır. Önce İzmir 41. Asliye Ceza Mahkemesi beraat kararı verir, sonra karar istinafa gider. İstinaf mahkemesi de beraat kararını onaylar ama bir üyenin şu şerhiyle:
"Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu yönünden verilen beraat kararının esastan reddine yönelik kararına iştirak etmiyorum..."
Doğrusu merak ediyorum, görev başındaki polis engelleniyor, yardım istediği hâlde çıkamıyor ama mahkeme beraat kararı veriyor. Bu karar emsal teşkil etmez mi? Yarın sıradan bir vatandaş, polisi engellemeye kalksa sonuç nasıl olur? Bu herhalde yargı camiasında etkili olan ve çok sayıda ünlü işadamının avukatlığını yapan Kocabaşların özel başarısı. Aynı şey ciddi iddialarla tartışılan Folkart yangını davasında da görüldü.