Türkiye'nin en iyi haber sitesi

HARUN TÜRKER KARA

Türkiye Ekonomisinde Yılın İkinci Yarısı

2026 yılının ikinci yarısına girilirken Türkiye ekonomisi, bir yandan dezenflasyon sürecini sürdürmeye çalışırken diğer yandan küresel ekonomide hızlanan dönüşümlerin oluşturduğu yeni fırsat ve risklerle karşı karşıya bulunuyor. ABD/İsrail ve İran Savaşı ve Ukrayna Savaşı gibi jeopolitik gerilimler, enerji fiyatlarındaki oynaklık, küresel ticarette artan korumacılık eğilimleri ve yapay zekâ öncülüğünde hızlanan teknolojik dönüşüm, Türkiye'nin ekonomik görünümünü doğrudan etkileyen temel gelişmeler arasında yer almakta.

Bu nedenle yılın ikinci yarısında ekonomik performansı belirleyecek temel unsur hem içeride gerçekleştirilecek makroekonomik politika tercihleri hem de Türkiye'nin değişen küresel ekonomik düzene uyum sağlama ve bu dönüşümden fırsat üretme kapasitesine bağlı olacaktır.

DEZENFLASYON SÜRECİNDE KIRILMALAR

Türkiye ekonomisi açısından yılın ikinci yarısındaki en önemli gündem, dezenflasyon sürecinin kalıcı hale getirilmesi ile ekonomik büyümenin dengeli biçimde sürdürülmesi arasında sağlıklı bir denge kurulması olacak. Enflasyonda aşağı yönlü eğilim devam etmekle birlikte piyasalardaki genel beklenti, fiyat istikrarına ulaşma sürecinin başlangıçta öngörülenden daha uzun sürebileceği şeklinde.

Özellikle enerji fiyatlarında ABD/İsrail ve İran arasındaki savaş nedeni ile yaşanabilecek olası artışlar, küresel emtia piyasalarındaki dalgalanmalar ve jeopolitik gelişmeler enflasyon görünümü açısından yakından takip edilmesi gereken başlıca risk alanları olmaya devam edecek. Bu noktada takip edilen en önemli gelişmelerden biri Hürmüz Boğazı'nın ne ölçüde ve ne kadar süre ile kapalı kalacağı.

Hürmüz Boğazı'ndaki gelişmelerin enerji maliyetleri, lojistik akışlar ve yarı iletken sektöründeki gibi üretim maliyetleri üzerinden küresel tedarik zincirleri üzerindeki etkisinin daha görünür hale gelmesi muhtemel. Tarımsal fiyatlarındaki da bu gelişmelerden etkilenmesi kaçınılmaz. Sonuç olarak küresel değer zincirlerinin Hürmüz Boğazına ilişkin gelişmelerden daha belirgin bir şekilde etkileneceği artık daha sık gündeme getirilmekte.

Öte yandan Türkiye ekonomisinin makroekonomik göstergelerinde son dönemde önemli iyileşmeler dikkat çekmekte. Cari açığın tarihsel ortalamaların altında seyretmesi, mali disiplinin korunması ve uluslararası rezervlerde sağlanan güçlenme, ekonominin dış şoklara karşı dayanıklılığını artırmakta. Bu gelişmeler, para politikasının etkinliğini desteklerken yatırımcı güveninin güçlenmesine de katkı sağlamakta. Son dönemde yayımlanan raporlarında kredi derecelendirme kuruluşları da Türkiye'nin görünümüne ilişkin olumsuz değerlendirmeler yapmadığını vurgulamak gerekiyor.

Para politikasına ilişkin tartışmalarda, TCMB'nin talep koşullarına ilişkin değerlendirmeleri zayıflamaya işaret ederken, İktisadi Yönelim Anketi iç talepteki yavaşlamanın henüz net biçimde belirginleşmediğini göstermekte. Son dönemde, kira ve eğitim kalemlerinde azalan katılık hizmet enflasyonundaki düşüşü destekleyerek dezenflasyon sürecine olumlu katkı vermekte. Ancak savaşın dezenflasyon sürecinde gecikmeye yol açtığı gerçeği ise aşikâr.

Bu noktada, para politikası açısından yılın ikinci yarısında en önemli başlıklardan biri faiz patikasının seyri olacaktır. Enflasyon verilerindeki iyileşmenin belirgin hale gelmesi durumunda Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın fiyat istikrarını gözeterek kademeli ve temkinli bir faiz indirimi sürecini değerlendirmesi mümkün olabilir. Bununla birlikte para politikasında temel öncelik enflasyon beklentilerinin yeniden bozulmasına izin verilmemesidir. Bu nedenle veriye dayalı ve ihtiyatlı politika yaklaşımının devam etmesi beklenmektedir.

BÜYÜMEDE ESAS GÜNDEM: DENGE VE VERİMLİLİK

Büyüme görünümü açısından ise Türkiye ekonomisinin daha dengeli bir patikaya yönelmesi öngörülmektedir. İç talepte kontrollü bir normalleşme yaşanırken; ihracat, turizm gelirleri ve sabit sermaye yatırımlarının büyümeye katkısının artması olumlu olacaktır. Avrupa ekonomisindeki toparlanmanın hız kazanması Türkiye'nin dış ticaret performansını destekleyebilecek önemli fırsatlar sunabilir.

Her ne kadar dış ticaret açığı azalma eğiliminde olsa da savaş bu noktada da belirleyici. Öte yandan mali disiplin ise sürdürülmekte. Bütçede kaydedilen bu iyileşmede, gelirlerdeki artış ile faiz dışı harcamalardaki gerilemenin etkili olduğu görülüyor. Harcama tarafındaki olumlu performansta özellikle cari transferlerdeki azalış öne çıkıyor. Mevcut eğilimler, bütçe disiplininin korunduğuna işaret ederken, yıl sonunda faiz dışı bütçe performansının Orta Vadeli Program (OVP) hedeflerine kıyasla daha olumlu bir seviyede gerçekleşebileceğine yönelik beklentileri güçlendiriyor. Bu gelişmeler makroekonomik istikrara katkı sunacaktır.

Türkiye ekonomisinin asıl gündemi kısa vadeli büyüme rakamlarından çok üretkenlik ve verimlilik olmalı. Sürekli ve sürdürülebilir büyüme, yatırımlara yönelik sermaye birikiminin arttırılmasına, toplam faktör verimliliğindeki artışın ivme kazanmasına, dijital dönüşümün hızlandırılmasına ve yüksek katma değerli üretimin yaygınlaştırılmasına bağlıdır.

Son dönemde ülkemizde veri merkezleri alanında atılan adımlar ve Cumhurbaşkanımızca 13 Haziran 2026 tarihinde duyurulan Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı'nın "Fark Et, İstifade Et ve Üret" yaklaşımı, yapay zekânın ekonomide kullanımını ve yerli teknolojik kapasitenin geliştirilmesini destekleyerek Türkiye'nin iktisadi kalkınmasına katkı sağlayabilir. Bu noktada hizmet sunduğu işletmelerde verimliliği iki katına kadar çıkartabilecek model fabrikaların artışı da büyümedeki teknoloji kanalından gelen katkıyı arttıracaktır. Teknoloji yönetiminde atılacak adımlar, Türkiye'nin üretim yapısını daha verimli, daha yenilikçi ve daha rekabetçi hale getirecektir.

İSTİKRAR VE DÖNÜŞÜM

Sonuç olarak 2026'nın son ayları Türkiye ekonomisi açısından kısa vadeli istikrar politikaları ile uzun vadeli yapısal dönüşüm hedeflerinin birlikte yürütüleceği kritik bir dönem olacaktır. Fiyat istikrarının güçlendirilmesi, finansal istikrarın korunması ve büyümenin dengeli şekilde sürdürülmesi kısa vadeli öncelikler olmaya devam ederken; verimlilik artışı, teknolojik dönüşüm, yüksek katma değerli üretim, ihracatta kalite odaklı dönüşüm ve enerji güvenliği Türkiye'nin yeni büyüme modelinin temel sütunlarını oluşturacaktır.

Küresel ekonominin yeniden şekillendiği bu dönemde Türkiye'nin başarısı büyüme hızına, üretimin niteliğini artırabilmesine, teknolojik kapasitesini geliştirebilmesine ve ekonomik dayanıklılığını güçlendirebilmesine bağlı olacaktır. Yılın ikinci yarısı, Türkiye ekonomisi açısından bu dönüşümün hız kazanacağı önemli bir eşik olma potansiyeli taşımaktadır.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA