Türkiye'nin en iyi haber sitesi

MEHMET FATİH KARA

NATO'nun Hint-Pasifik Sınavı

7 Temmuz'da Ankara'da toplanan NATO Zirvesi'nin Uzak Doğu açısından en dikkat çekici oturumu, ittifakın Hint-Pasifik'teki dört ortağıyla yaptığı görüşme oldu. Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda'nın oluşturduğu bu grup (IP4), 2022'den beri NATO zirvelerine konuk olarak çağrılıyor. Bahsi geçen oturuma Güney Kore'den Cumhurbaşkanı Lee Jae Myung ve ona eşlik eden Dışişleri Bakanı ile Savunma Bakanı, Japonya'dan Dışişleri Bakanı ve Savunma Bakanı, Avustralya'dan Savunma Sanayii Bakanı ve Yeni Zelanda'dan Savunma Bakanı katıldı. Toplantıya asıl damga vuran ifade ise Japonya Dışişleri Bakanı Toşimitsu Motegi'den geldi. Motegi, "Rusya ile Kuzey Kore'nin Ukrayna'daki askeri iş birliğinde görüldüğü üzere, Avrupa-Atlantik ile Hint-Pasifik'in güvenliği birbirinden ayrılamaz; IP4 ve NATO'nun bu şekilde bir araya gelip dayanışmasını teyit etmesi büyük önem taşımaktadır" dedi. Bu söz, NATO'nun söz konusu sorumluluğu alıp almamasından bağımsız olarak, Batı ile Doğu yarım kürelerinin güvenliğinin birbirinden ayrılamayacağını ifade ediyor.

Sertleşen bir bölge

NATO'nun bu sınanmasını anlayabilmek için Uzak Doğu'da hızla ağırlaşan güvenlik ortamına bakmak gerekir. Çin, bu ay denizaltıdan balistik füze atışı (SLBM) denemesi yaptığını açıkladı. Bu, Pekin'in 1982'den bu yana kamuoyuyla paylaştığı ilk denizaltı kaynaklı balistik füze denemesiydi. Füzenin Pasifik'e düşmesi bölgedeki bütün başkentlerde dikkatle izlendi. Japonya ise Çin'e yakın adalarına yeni gemi savar füzeleri yerleştirmeye başladı ve Tayvan'a yalnızca yüz kilometre uzaklıktaki Yonaguni'ye füze konuşlandırma planını gündeme aldı. Tokyo'nun bu yılki diplomatik belgesinde Çin'i tanımlarken kullandığı dil de belirgin biçimde sertleşti.

Kuzey Kore cephesinde tablo farklı değil. Pyongyang, temmuz ortasında nükleer gücünü genişletme kararı aldığını duyurdu. Kim Jong Un, kısa süre önce Kang Kon isimli yeni bir güdümlü füze muhribinde stratejik silah sistemlerinin denemelerini bizzat izlemişti. Güney Çin Denizi'nde de Filipinler ile Çin arasındaki gerilim Scarborough Sığlığı çevresinde tırmandı. Uluslararası Tahkim Mahkemesinin Çin aleyhine verdiği kararın onuncu yıl dönümünde Pekin hala kararı tanımamayı sürdürmekte.

Bütün bu gelişmeleri asıl kritik kılan başka bir şey var. Tehdit büyürken güvence sağlayıcı geri adım atıyor. Vaşington, müttefiklerinden savunma yüküne giderek daha fazla katkı bekliyor. NATO'nun çıpası olan ülke bölgeden temkinli biçimde çekilirken ortaya bir boşluk çıkıyor. IP4 ülkelerini yeni arayışlara iten de bu boşluk.

Büyük güçten orta güce

Bu boşluk, uzun süredir ABD-Çin ekseni üzerinden yürüyen güvenlik diplomasisini aşındırıyor. Dört ülke de artık güvenliğini yalnızca büyük bir hamiye bağlamak yerine, kendisiyle benzer kaygıları paylaşan orta güçlerle ilişki kurmaya yöneliyor. Lee Jae Myung'un Ankara'da söyledikleri bu ruh halini yansıtıyor. Güney Kore lideri, hiçbir ülkenin bugünün sorunlarını tek başına çözemeyeceğini ve benzer düşünen ülkelerle birlikte çalışacaklarını belirtti.

Dikkat çeken nokta, bu yönelimin çoğunlukla NATO çatısının dışında ilerlemesi. NATO, iki bölgenin güvenliğini gerçekten bir bütün olarak sahiplenirse bu yönelim ittifakın Hint-Pasifik ayağını güçlendiren bir tamamlayıcıya dönüşebilir. Sahiplenmezse bu ülkeler güvenlik arayışını önce ittifak içindeki belirli devletlerle, sonra da NATO dışı aktörlerle sürdürür. İkinci ihtimal gerçekleşirse NATO'nun bölgedeki ağırlığı zayıflar. Avrupa'nın kendi kapasite sorunları ve Rusya tehdidiyle meşgul olması, bu boşluğu Avrupalı müttefiklerin dolduramayacağını gösteriyor. Geriye kalan en makul yol, orta güçler arasında kurulan doğrudan ilişkiler.

Denklemdeki Türkiye

Türkiye bu tabloda iki rolü aynı anda taşıyabilecek ender ülkelerden. NATO üyesi ve ittifakın en kalabalık ikinci ordusuna sahip. Bunun ötesinde savunma sanayii son on yılda ciddi bir sıçrama yaptı ve ürünlerini gerçek çatışmalarda sınadı. Ankara, teknoloji paylaşımına ve ortak üretime de açık davranıyor. ABD'nin klasik silah satış modelinin sunmakta zorlandığı esneklik burada devreye giriyor. Ankara zirvesinin savunma sanayii ayağında Baykar, TUSAŞ ve Roketsan gibi şirketlerin öne çıkması tesadüf değil. Bu bağlamda Türkiye ile ilişki kurma potansiyelleri bakımından IP4 ülkelerini tek bir kalıba sokmamak gerekli. Avustralya ve Yeni Zelanda, Türk savunma ürünlerine ilgi duyan alıcı-ortak profiline daha yakın. Avustralya Savunma Sanayii Bakanı Conroy, Ankara'da, iki ülke ilişkilerinin tarihinin en güçlü noktasında olduğunu ve iş birliği için önemli fırsatlar gördüklerini söyledi.

Güney Kore ve Japonya ise dünyanın önde gelen silah üreticileri arasında ve Türkiye ile aralarında hem ortaklık hem rekabet var. Japonya'nın önceki Savunma Bakanı'nın Baykar'ı ziyaret etmesi, bir Japon Savunma Bakanının Türkiye'ye ilk resmi ziyaretiydi ve Tokyo'nun insansız hava araçlarına duyduğu ilgiyi ortaya koyuyordu. Güney Kore heyetleri de Baykar'ı ziyaret etti. Güney Kore ve Türkiye, Altay Tankı gibi projelerde de iş birliğini sürdürüyor. Bu ilişkilerde tek yönlü tedarikten çok karşılıklı bir teknoloji alışverişi mantığı öne çıkıyor.

Daha geniş bir çerçeveden bakıldığında NATO, enerjisinin büyük kısmını Rusya tehdidine ayırıyor. Oysa Rusya, uzun vadede gücü azalan bir aktör. Çin ise sürekli olarak büyümekte ve ittifakın, özellikle de ABD'nin önümüzdeki on yıllarda karşılaşacağı en ciddi meydan okumayı temsil ediyor. Bu yüzden Ankara'daki IP4 teması, NATO'nun Hint-Pasifik'te güç kazandığı bir an olmaktan çok işlevinin sınandığı bir eşik. Sınanmanın nasıl sonuçlanacağı, ittifakın iki bölgeyi tek bir güvenlik bütünü olarak görüp göremeyeceğine bağlı.

Türkiye'nin aracı ve çift yönlü rolü bu sınanmanın NATO adına olumlu tarafa dönmesinde gerçek bir imkan sunuyor. Ankara, hem NATO'nun bölgedeki elini güçlendirebilir hem de farklı güçler arasında kurulan yeni ağın içinde yer alabilir. Bunun kalıcı olması için iki şart öne çıkıyor: Türkiye'nin savunma sanayii atılımı sonucu meydana gelen küresel ilgiyi doğru değerlendirmek ve bahsi geçen ülkelerle sürdürülebilir bir teknoloji alışverişini oturtmak. Bu fırsat neticesinde Türkiye, iki okyanus arasındaki güvenlik hattının gerçek bir düğüm noktasına dönüşebilir. Türkiye bu kavşakta hem NATO'ya destek olabilecek bir müttefik hem de diplomaside ağırlığı artan bir aktör olarak öne çıkıyor.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA