Türkiye'nin en iyi haber sitesi

MEHMET FATİH KARA

25. Yılında Şanghay İşbirliği Örgütü, Bişkek Zirvesi ve Türkiye

Kırgızistan'ın başkenti Bişkek, 31 Ağustos-1 Eylül tarihlerinde Şanghay İşbirliği Örgütü'nün (ŞİÖ) 26. Devlet Başkanları Zirvesi'ne ev sahipliği yaptı. Zirvede 25. Yıldönümü Bişkek Deklarasyonu kabul edildi, 28 belge imzalandı ve dönem başkanlığı Pakistan'a geçti. ŞİÖ'nün 25 yıllık ilerleyişinde uluslararası sisteme yönelik alternatif arayışının payı büyük. Bişkek Zirvesi ise bu arayışın sahaya yansıması oldu. Peki bu arayış neyi temsil ediyor, örgütün iç dinamikleri neler ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın da katıldığı bu masada Türkiye'nin konumu nedir?

25. Yılında Şanghay İşbirliği Örgütü

ŞİÖ, 2001'de Şanghay Beşlisi'nin devamı olarak Çin ve Rusya öncülüğünde kuruldu. Başlangıçtaki amacı üye ülkeler arasındaki sınır ve güvenlik sorunlarını yönetmekti. Temelinde üyeler arası sıkıntıları çözmeyi hedefleyen bu yapı, yıllar içerisinde faaliyet alanını terörle mücadele, enerji, ticaret ve ulaştırmaya doğru genişletti. Bugün Hindistan, Pakistan, İran ve Belarus'un da dahil olduğu 10 tam üye ve 15 diyalog ortağı ile Avrasya'nın en geniş bölgesel yapılarından biri konumunda.

Şangay İşbirliği Örgütü, kurumsal olarak da derinleşerek genişlemeye devam ediyor. Yıllar içerisinde örgütün üye sayısı arttı, gözlemci ve diyalog ortakları sisteme entegre edildi. 2025 Tianjin Zirvesi'nde ise gözlemci ve diyalog ortağı statüleri tek bir "ŞİÖ ortağı" başlığı altında birleştirildi. Örgütün dünya nüfusunun yüzde 42'sinden fazlasını ve küresel ekonominin yaklaşık dörtte birini temsil ediyor olması ise bu yapıyı çok kutuplu düzenin somut bir ayağı olarak konumlamakta. Bununla beraber ŞİÖ, üyeler arası gerilimler sebebiyle bir bloktan ziyade farklı çıkarların yan yana durduğu çok merkezli bir zemin olarak karşımıza çıkmakta.

Zirvenin teması olan "ŞİÖ'nün 25 Yılı: Sürdürülebilir Barış, Kalkınma ve Refah İçin Birlikte" ve ele alınan başlıklar, bu yapının alternatif düzen iddiasını yansıtıyor. Ekonomik gündemde 2026-2030 dönemine yönelik bir liman ve lojistik geliştirme planı, enerji ve sanayi iş birliği, sınır ötesi e-ticaret ve ortak yapay zekâ politikası masaya geldi. Geniş katılım ve gündemin çeşitliliği, ŞİÖ'nün geleneksel güvenlik başlıklarının ötesinde bir iş birliği hedeflediğini göstermekte. Bununla birlikte bu iddialı gündemle örgütün uygulama kapasitesi arasında açık bir mesafe var. İç ayrışmalar, alınan kararların ne kadarının hayata geçeceği sorusunu her zaman açık bırakıyor.

İki husus örgütün iç dinamiklerini anlamak adına önemli. Birincisi, İran, Filistin ve Afganistan bölgesel başlıklar halinde ortak metinlerde yer bulurken Rusya-Ukrayna savaşı Bişkek Deklarasyonu'na girmedi. Bu seçicilik, üyelerin ortak paydada buluştukları yerde konuşup, ayrıştıkları yerde sustuklarını gösteriyor. Çok merkezli yapının hem gücü hem sınırı burada beliriyor. İkincisi, bu masa birbiriyle rekabet halindeki aktörler için işleyen bir diplomasi zemini sunuyor. Bişkek'te ortak metinlerin yanında bir dizi ikili görüşme gerçekleşti. Aralarındaki anlaşmazlıklara rağmen liderlerin aynı çatı altında bir araya gelmesi, örgütün değerinin kimi zaman imzalanan belgeden çok, rakiplerin temasını canlı tutan bir kanal sunmasında olduğunu gösteriyor. Bu noktada örgütün geleceğini, potansiyelini ve sınamalarını doğru okumak için uluslararası sistemin yaşadığı dönüşümle birlikte ele almak gerekir. Üyeler arası rekabetin ve gerilimlerin örgütün geleceğine dair en büyük sınamalarından olmasıyla beraber, çok kutupluluğun ön plana çıktığı uluslararası sistemde rekabete rağmen iş birliği yapabilme zemininin de öneminin arttığını söylemek mümkün.

ŞİÖ, Türkiye ve Erdoğan Diplomasisi

Şangay İşbirliği Örgütüne dair bu tablonun içerisinde Türkiye'nin konumu incelenmesi gereken esas nokta. Türkiye, Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde sekiz haftaya sığan bir dönemde önemli üç ayrı masada birden yer aldı. 7-8 Temmuz'da Ankara 36. NATO Liderler Zirvesi'ne ev sahipliği yaptı. 7 Ağustos'ta Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan ile Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nı imzaladı. Ağustos'un son günü ise Erdoğan, ŞİÖ'nün Bişkek masasındaydı. Bu genişlikte bir hareket alanı, uluslararası siyasetteki ağırlığını artırmış ve dönüşen sistemi doğru okuyan bir devletin sahip olabileceği bir imkandır.

Türkiye, kendi ağırlığını sadece bölgesinde değil, uluslararası sistemin farklı noktalarında eşzamanlı kullanabilen bir aktör olarak dikkat çekmeye devam ediyor. Bu tablo, eski Türkiye dış politikasına dair alışılagelmiş "eksen kayması" merceğiyle okunmamalı. Belirli bir coğrafyaya yakınlaşıp uzaklaşmak, belirli uluslararası örgütlerin dışına çıkmak veya çıkmamak hem eski Türkiye'nin hem de eski uluslararası düzenin meseleleriydi. Bugün Türkiye için sözü geçen bir güç tanımının konuşuluyor olması, ülkenin uluslararası siyasette artık geçmişle aynı yerde durmadığını gösteriyor.

Türkiye'nin bugünkü konumunu doğru okumak, bu eski bakış açılarını bir kenara bırakmayı gerektiriyor. Kaldı ki Türkiye, geleneksel güç tanımlarına kıyasla çok daha yüksek bir manevra kapasitesine sahip bir aktör. Mekke Anlaşması bunun iyi bir örneği. Ankara, NATO üyeliğini korurken NATO dışındaki bölgesel güçlerle savunma ilişkilerini genişletmeye devam ediyor. Türkiye iki ayrı güvenlik alanı arasında köprü konumunda etki alanını genişletiyor. Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan'ın ŞİÖ'yü yükselen bir yıldız ve çok kutuplu düzenin vazgeçilmez bir unsuru olarak nitelemesi de aynı mantığın uzantısı. Farklı iş birliklerini ve diplomasi hamlelerini bir ikame arayışı olarak değil, çeşitlendirme arayışı olarak okumak gerek.

Uluslararası arenada bu masalarda görünmek kadar kazanımlar elde etmek de önemli. İşte burada diplomasinin somut çıktıları gözleniyor. ŞİÖ özelinde bunun en net adresi Orta Koridor. Erdoğan'ın Bişkek'te Hazar Geçişli Orta Koridor'u Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi ile uyumlaştırma çağrısı, zirvede öne çıkan 2026-2030 liman ve lojistik planıyla doğrudan örtüşüyor. Dünya Bankası, doğru hedeflenmiş yatırım ve dijitalleşmeyle Orta Koridor'daki taşıma süresinin 2030'a kadar yarıya inebileceğini, ticaret hacminin ise üçe katlanabileceğini öngörüyor. Türkiye bu hatla birlikte jeopolitik konumunu ekonomik bir kaldıraca çeviriyor. Anadolu'daki üretim merkezlerinin Orta Asya ve Çin pazarlarına erişimi kolaylaşırken, Türkiye salt bir transit ülke olmaktan çıkıp üretimin, montajın ve yeniden ihracatın merkezinde konumlanma imkanı kazanıyor.

Zirvenin en az konuşulan ama uzun vadede en anlamlı çıktısı ise güvenliğin kurumsallaşması oldu. ŞİÖ Tüzüğü'nde değişiklik öngören bir protokol imzalandı ve Bişkek merkezli bir Sınır Aşan Organize Suçlarla Mücadele Merkezi kurulması kararlaştırıldı. Örgüt, yeni dönemde işlevsel kurumlar oluşturmaya doğru ilerliyor. Bu adım Türkiye açısından doğrudan bir karşılık taşıyor. Terörle mücadele ve sınır aşan suçlar, Türkiye'nin diyalog ortaklığı çerçevesinde zaten öncelik verdiği alanlar. Kurumsallaşan bir ŞİÖ, Ankara'nın bu alanlardaki iş birliği kanallarını genişletme imkanı sunuyor.

Bişkek Zirvesinde üretilen çıktıların ve iş birliği imkanlarının ortaya koyduğu tabloya göre, Türkiye'nin ŞİÖ ile bir stratejik ilişki geliştirmektedir. Bu ilişki bir ikame arayışı ya da Batı'dan kopuş hamlesi değil, aksine stratejik özerkliğin ve çok kutuplu düzendeki manevra alanının genişlemesidir. Türkiye'nin bu denklemdeki asıl avantajı, Batı ile Avrasya arasında açık bir iletişim ve arabuluculuk kanalı olabilmesi. Ne Batı'ya sırtını dönen ne de Doğu'ya teslim olan bir konum, bugünün parçalı dünyasında az sayıda ülkenin taşıyabileceği bir ayrıcalık. Pakistan'ın devraldığı dönem başkanlığıyla açılan yeni süreç ve fırsat pencereleri, Türkiye'nin bu köprü kapasitesini nasıl kullanacağını gösterecektir.

Google Haberler'de tüm gelişmeleri tek kaynakta görmek için Sabah'ı takip edin.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA