Diplomasi her şeyden önce stratejik risk yönetimidir. Ve bu konuda kimse Başkan Erdoğan'ın eline su dökemez. Ülkemizi nice badirelerden atlatarak bugünlere ulaştırdı. Hatta daha da ileri giderek dünyayı bile dediği ve savunduğu çizgiye doğru getirdi, getiriyor.
Bunun en bariz örneği Suriye. Daha 26 Haziran 2015'te dünyaya "Bedeli ne olursa olsun Suriye'de bir terör devletine geçit vermeyeceğini" ilan etmişti. Ancak Suriye için en belirleyici yıl 2018'di. Sayın Erdoğan o yıl Türkiye'nin gücünü ABD'ye de Rusya'ya da onların taşeronu konumundaki ülke ve örgütlere de birer birer gösterdi.
5 Temmuz 2018'de bu köşede çıkan yazımızdaki "YPG'nin sonu da DEAŞ gibi olacak. Hatta YPG-PKK'nın akıbeti emperyalistlerin kullanıp attığı FETÖ ve DEAŞ gibi taşeronlardan daha beter olacak" ifadeleri bazıları tarafından istihza ile karşılanmıştı.
Gelişmeler Sayın Erdoğan'ı haklı çıkardı. O zamanlar kimse bugünkü tabloyu hayal bile edemiyordu. Türkiye'nin kararlılığı kâbuslarına dönüşmüştü.
Çünkü ülkemizin direnci YPG, İsrail ve Esad rejimi arasındaki kirli ittifakı deşifre edip bozacaktı. Rusya, ABD ve İran arasındaki örtülü Suriye projesine de ağır darbeler indirecekti.
***
Öyle de oldu. Sayın Erdoğan'ın sahada ve masada gösterdiği çelikten kararlılık bütün dengeleri altüst etti. Türkiye'yi engellemek için CENTCOM, Fırat'ın doğusunu Rusya ve İran'a bırakmayı bile planlıyordu. Türkiye oralara nüfuz etmesin diye her tür sinsi tavize razıydılar.***
Masada ve sahada gösterdiğimiz bu kararlılık küresel ve bölgesel güçlerle yerel taşeronların Türkiye'yi Suriye'de denklem dışı bırakmaya ve bu olmadığı takdirde ülkemizi frenlemeye yönelik bütün kirli planlarını tuzla buz etti.