İran krizinde asıl mesele ABD'nin hegemonik çıkarlarını korumak için devreye soktuğu güce dayalı diplomasi ile ete kemiğe bürünmeye başlayan Rusya, Çin, Türkiye, AB veya Hindistan gibi yeni çok kutuplu sistemin aktörleri arasındaki ilişkinin seyir grafiğidir. Kuşku yok ki İran'ın düşeceği taraf küresel düzenin gidişatında önemli dalgalanmalara yol açacaktır.
Bir bakıma bütün gayret işte bu küresel jeopolitik dalgalanmayı önlemek için veriliyor. Hatta ABD'nin kendisi bile bu olası jeopolitik tsunaminin sonuçlarından kaygılanıyor.
Bu nedenle kısa vadeli topyekûn savaş yerine rejimin iç ve dış baskıların hibrit basıncına maruz kaldığı, renkli devrim metodolojisine dayalı bir değişimi öngören uzun vadeli stratejiler daha çok benimseniyor.
Zaten Amerika'nın İran ve Ortadoğu'daki uzun vadeli oyununun temel mantığı da zorla değişim için diplomatik ve askeri baskı yanında iç muhalefetin de harekete geçirilmesine dayanıyor. Zira emperyal merkez için nihai amaç İran'ın özgürlüğü veya rejimin devrilmesinden çok ABD'nin bölgesel ve küresel hegemonik çıkarlarına hizmet eden jeopolitik bir düzenlemeye ulaşmaktır.
***
Eğer rejim "uyumlu" olmayı kabul ederse o zaman değişim içeriden yapılır. Ne var ki Amerika'nın İran'a
dışarıdan baskı yapma kapasitesi oldukça sınırlı hâle gelmiş durumda. İstediği sonuçları kısa vadede elde etmesi pek olası görünmüyor.
Bu yüzden Amerikan yönetimi İran'a karşı
ambargolara, bölgesel ve küresel uzlaşılara, suikastlara, rejimin liderliğini, askeri hedeflerini ve kritik varlıklarını hedef alan yer yer
sert askeri saldırılara ve iç muhalefetin direnişine dayalı
uzun vadeli, sınırsız ve süresiz bir kuşatma stratejisini benimsiyor.
Pentagon'dan sızan haberlere göre de şu an muhtemel bir hamle sahada askerleri içermeyecek. Bir bakıma ABD Başkanı
Donald Trump, İran'da uzun süreli askeri bir müdahale yerine hibrit stratejiye dayalı bir renkli devrim stratejisi uyguluyor.
Unutmayalım ki
Irak, Afganistan, Suriye veya Libya seçenekleri ABD'nin masasında değil. ABD,
1991 Körfez Savaşı'nda 500 bin askeri seferber etti. Irak'a ezici bir saldırı
başlattı ve Saddam Hüseyin'in ordusunu
42 günde dağıttı. Buna benzer bir
strateji İran'da devre dışı kalıyor. Nedeni
de İran'ın 90 milyondan fazla nüfusa
sahip bölgesel bir güç olarak
dört Irak'a eşdeğer bir kara parçasına sahip
olmasıdır.
***
Demografik ve askeri güç dışında coğrafi olarak da İran, Irak'tan farklı olarak çoğunlukla iki büyük çöl dışında
plato ve dağlara dayalı doğal bir savunma kalesini andıran bir arazi yapısına sahip. Rejimin siyasi ve askeri ontolojisini de göz önüne alınca Tahran'daki yönetimin
birkaç hava saldırısıyla yıkılmasını beklemek safdillik olur. Ayrıca ABD de topyekûn bir askeri saldırı veya tam teşekküllü bir savaşın Irak veya Afganistan'dan daha kötü bir hezimete yol açacağı düşüncesinde.
2001'de Amerikan kuvvetleri Afganistan'ı işgal etti. 2003'te de Irak'a yeniden girdiler. Fakat aradan geçen onlarca yıldan sonra dünya,
ABD askerlerinin Kâbil'deki havaalanından kaos içinde kaçışını izledi. Irak'ta yapılan bütün çabalar da ters tepti. Ve geldiğimiz aşamada
İran yanlısı Nuri El Maliki, ABD'nin vetosuna rağmen üçüncü kez başbakanlığa yürüyor.
Hâliyle İran ve ABD arasındaki gerilime çok kutuplu yeni dönemin
yani 21. yüzyıl reel politikasının dayattığı çatışma mantığından bakmalıyız. Çünkü soğuk savaşın veya
19. yüzyılın güç politikalarına dayalı jeopolitik savaş merceğinden bakmak bizi yanıltabilir.
Hâsılı kelam, işler Batı'nın
renkli devrimler için kullandığı oyun kitabına göre ilerleyecek gibi görünüyor
. İçeriden protestoları veya iç savaşı alevlendirmek, sonra da dışarıdan askeri baskıyı artırmak. Daha
önce başka ülkelerde defalarca denenen ve
işe yarayan bu renkli devrim oyunu bakalım
İran'da nasıl sonuçlanacak?