Umman'da İran ve ABD arasında askeri saldırı tehdidinin gölgesi altında başlayan dolaylı görüşmeleri, aslında küresel ve bölgesel hegemonyaları çözülen iki aktörün trajikomik çırpınışları olarak okumak lazım. Masanın bir yanında çok kutuplu dünya düzenine geçiş sürecinde yaşadığı itibar ve güç kaybını telafi etmeye çalışan ABD var. Diğer tarafta ise halkının rızası yerine düşmanının merhametine sığınan İran rejimi yer alıyor.
Gazze ve Ukrayna hezimetlerinden sonra Jeffrey Epstein skandalıyla içeriden de derin bir ahlaki ve insani çöküş girdabına giren ABD'nin hegemonik kan kaybı giderek hızlanıyor.
Venezuela ve İran gibi aktörlere askeri açıdan meydan okusa da ABD'nin Ukrayna'da Rusya'ya karşı tarihinin en ağır darbesini aldığını herkes biliyor.
Çin'e karşı verilen ticaret savaşlarından da istediğini elde edemedi. Donald Trump ise ülkesinin hegemonik imajını yapılandırmaya çalışıyor.
***
Ne var ki bu o kadar kolay değil. Elon Musk bile küresel ekonomik büyümeye katkıda ABD'yi sollayan Çin ve Hindistan'a vurgu yapıp "Güç dengesi değişiyor" itirafında bulunuyor. ABD ve AB ile birlikte neredeyse 50 trilyon dolarlık Atlantik'in 2 trilyon 500 milyar dolarlık Rusya'ya karşı Ukrayna'da havlu attığını unutmayalım.***
Peki, küresel dar geçit konumundaki Hürmüz ile İran Körfezi'ndeki bu krizin amacı ne? Zira ABD'nin ana stratejisinin İran rejimini yıkmaktan ziyade onu kontrol etmeye dayandığını herkes biliyor.