Umut etmek bir strateji değildir... Zira insan umut ettiği müddetçe hayal kırıklığına uğrar. Ama jeopolitik gerçekliği yansıtan bu hakikatin edebiyatta pek alıcısı yoktur. Yoksa düşünce ve edebiyat dünyamızın en ünlü dizelerinden biri, Yahya Kemal'in "İnsan umut ettiği müddetçe yaşar"ı olmazdı.
Yine de hayal dünyası ile gerçek dünya arasındaki bağ hiçbir zaman kopmaz. Sürekli olarak birbirlerini ya umutlarla ya da düş kırıklıklarıyla besler ve dönüştürürler. Umut ve hayal kırıklığının neredeyse eşgüdüm hâlinde hareket ettiği alanlardan biri de uluslararası ilişkilerdir. Küresel siyasetteki son bir iki aylık gelişmeler dahi bu tespiti fazlasıyla doğruluyor.
Hâliyle küresel gidişatı bu bağlamda tanımlayan kavramlardan biri de yapısal asimetridir. Merkez güç konumundaki aktörler, yıktıkları dünyanın yerine yenisini koyamazken yükselen güçler de küresel statükoyu temelden sarsacak bir potansiyele ne yazık ki hâlâ sahip değil.
***
Geçiş dönemindeki kaosu, sürprizleri, skandal ve sarsıntıları yaşıyoruz. Jeopolitik atmosfer de tıpkı doğal atmosfer gibidir. Boşluk kabul etmez. Doğada oluşan boşluklar basınç farkına yol açar. Fark ne kadar fazlaysa hava hareketleri o oranda artar. Boşluklardan dolayı artan basınç bazen rüzgâr bazen fırtına bazen de boran ve tufanlara dönüşür. Toplumsal hayatta da aynı kurallar geçerlidir.***
Fakat risklerle dolu yeni bir dünyaya doğru yol aldığımızı da unutmamak, hâliyle içine girdiğimiz uzun savaşı kazanılan muharebelerden ibaret sanmamak lazım. Ülkemiz her anlamda jeopolitik rolünü gözden geçiriyor. Yeni çağın determinizmine göre stratejilerini belirliyor. Öncelik hiyerarşisini yeniden tanımlıyor.