ABD, Kanada ve Meksika'nın ortaklaşa düzenlediği Dünya Futbol Şampiyonası'nda milli takımların kadroları geçmişe ve günümüze dair bazı tarihi gerçeklerin yeniden tartışılmasına yol açıyor. Bu başlıkların en önemlilerinden biri de kolonyalizm. Yani Batı'nın dünyayı yağmalaması ve işgal ettiği ülkelerin kaynaklarını vahşice sömürmesi olgusu. Üstelik Afrika, Asya ve Latin Amerika halklarının kanını emen bu sömürü sistemi yüzyıllarca devam etti.
Şimdi post kolonyal/sömürgecilik sonrası dönemdeyiz. Neokolonyalizm denilen bu aşamada doğrudan işgal yerine ekonomik, siyasi ve finansal terörle ülkeler kontrol edilip yağmalanıyor. Bu yeni dönem, kolonyal stratejilerin tersine çevrildiği bazı gelişmelere de sahne olmuyor değil. Buna da 'de-kolonizasyon/ sömürgesizleşme' deniliyor.
Bütün bu tarihi süreçlerin gündeme gelmesinde dünya futbol kupası tetikleyici bir işlev görüyor. Bazı maçlarda kardeşler farklı ülkelerin forması altında ter dökerken bazen de aynı ülkede doğanların farklı takımlarda oynaması dikkatimizi çekiyor. Bu durum en çok da Batılı sömürgecilerle eski sömürgelerin karşı karşıya geldiği maçlarda ortaya çıkıyor.
***
Örneğin Gana-İngiltere maçında. İngiltere'nin en yetenekli oyuncularından Kobbie Boateng Mainoo'nun üç arkadaşı Brandon Thomas-Asante, Jerome Opoku ve Antoine Semenyo, eski İngiliz sömürgesi Gana'nın formasını giyiyor. İşin ilginci dördünün de İngiltere'de doğmuş olması. Hepsi Gana kökenli. İngiltere'nin 26 oyuncusunun çoğu Karayip ve Afrika'daki eski sömürgelerinden gelenlerin çocukları veya torunları.
Fransa, Belçika, Almanya, Portekiz veya İspanya'da da durum aynı. Oxford Üniversitesi Göç Gözlemevi'ne göre 2026 Dünya Kupası'nda milli takımlara seçilen 1.248 oyuncunun neredeyse dörtte biri (yüzde 23.6) formasını giydikleri ülkeden başka bir yerde doğmuş. Bu oran Fransa gibi bazı ülkelerde yüzde 90'lara bile ulaşabiliyor. Yirmi yıl önceki 2006 Dünya Kupası'nda bu oran yüzde 9'dan azdı. FIFA'nın yeni kuralları dikkatleri eski sömürgelere ve oradan gelenlere yöneltmiş.
Kimilerine göre bu strateji Batılı ülkelerle geri kalanlar arasındaki uçurumun kapanmasına yardım etti. Fildişi Sahili'nin Almanya ile başa baş mücadele etmesi ve Yeşil Burun Adaları'nın İspanya karşısındaki performansı buna örnek gösteriliyor.
***
Bu turnuvada rakip takımlarda oynayan kardeşler bile var. Örneğin Guela Doue Fildişi Sahili'ni seçerken kardeşi Desire Doue Fransa'yı seçmiş. Nico Williams İspanya'yı, Inaki Williams ise Gana'yı tercih etmiş. Derrick Luckassen Gana'da oynarken kardeşi Brian Brobbey ise Hollanda için ter döküyor.
Fakat tersine süreç de yaşanıyor. İbrahim Mbaye'nin Fransa yerine Senegal'i seçmesi 'de-kolonizasyon' sürecini simgeliyor. Sömürünün olmadığı bir ortamda Afrika ile Batı arasındaki fark kapanıyor. Nitekim ikinci tura çıkmada Afrika en başarılı kıta oldu. Yine diasporadaki yeteneklerinin Batılı ülkeler yerine kendi ülkesini seçmesi nedeniyle Fas futbolda harikalara imza atıyor. 2022'de yarı finallere ulaşan ilk Afrika ülkesi oldu. Bu kupadaki oyunuyla da herkesin hayranlığını kazanıyor.
Al Jazeera'deki makalesinde Tosin Makinde'nin de ifade ettiği gibi futbol hiçbir zaman sadece bir oyun olmadı. Bazı gerçekleri ve sorunları perdeleyen veya uyuşturan bir afyon şeklinde manipüle edilse de futbol her zaman bir ayna oldu. Bu bağlamda dünya kupasında sadece maçları izlemiyoruz. Sahada tarihle geleceğin yani sömürgecilerle sömürülenlerin mücadelesini de izliyoruz. Umarız gelecek kazanır!