Belediyelerdeki yolsuzluk ve rüşvet skandallarından sonra yardım kuruluşu Ahbap'taki hırsızlık ve dolandırıcılık skandalı toplumumuzu pek şaşırtmamışa benziyor. Bir kesim zaten bu kokuşmuşluğu biliyor ve patlamasını bekliyordu. Diğer kesim de bu yolsuzlukları bilmesine rağmen ortaya çıkmasına kızıyor. Ve hâlâ bu rezaletleri savunabilenler bile var.
Bu bir sonuç. Şimdi hırsızlığın bir kültüre dönüşmesinin yol açtığı toplumsal sorunlarla boğuşuyoruz. Unutmayalım ki hırsızlık, yolsuzluk, rüşvet, kayırmacılık ve erdemsizlik vitrinde modernleşseler de sosyal olarak ilkel kalmış toplumların foyasıdır. Bu foya er veya geç ortaya çıkar.
Çünkü siyasi modernleşmenin sosyal ve kültürel ilerlemeden önce geldiği ülkelerde bu kronik olgu yeni skandallarla derinleşerek her geçen gün daha da sistemleşir.
Zira burada değerler ve kurumlar arasındaki ilişki paradoksunun yol açtığı bir kültürel yozlaşma söz konusu.
Yolsuzluk, kayırmacılık ve eşitsizliğin kurumsallaştığı toplumlarda değerler ve kurumlar karşı karşıya gelir.
Modern kurumlar eğer onu koruyan değerlerden mahrumsa ithal yolla dayatılan sosyal modernleşme projeleri aslında hem bireysel hem toplumsal düzeyde kolektif yozlaşmanın birer aparatına dönüşür.
***
İslam dünyasında,
Afrika'da ve Latin Afrika'da görülen siyasi, ekonomik ve kültürel yolsuzluk olgusu nedense sadece
Doğu Asya ülkelerinde çok azdır. Bunun temelinde ise
farklı modernleşme hikâyesi var. Batı dışı dünyanın çoğunda modernleşme hem devlet düzeyinde hem toplumsal aşamada siyasi reformlarla başlatıldı.
Rejimler değişti ardından üstten aşağıya dayatılan kültürel projelerle toplumlar dönüştürülmeye çalışıldı.
Fakat bu girişimlerin hepsi
vatandaşlık yerine etnik ve dini bölünmeleri, mezhepçiliği, ideolojik ayrışmaları ve iç düşmanlıkları besleyerek sistemleştirdi.
Japonya, Güney Kore ve Singapur gibi bazı Doğu Asya ülkeleri ise üstten dayatmayla değil
alttan gelen toplumsal bir dönüşümle modernleşti.
Bu ülkeler
çok partili siyasi sistemlerle değil önce
eğitim ve sağlıkta kurumsal değerleri, iş ahlakı, insani gelişim ve kültürel disiplini içselleştirdi, ardından da sosyal ve ekonomik ilerlemenin eşlik ettiği siyasi modernleşmeye geçti.
Diğer toplumlarda ise demokrasi ve siyasi modernleşme; farklı aidiyetlerin partiler yoluyla devleti ve sivil toplum kurumlarını sömürmesine ve geniş çaplı yolsuzlukların sistemleşmesine yol açtı. Haliyle
mesele rejimi değiştirmekle bitmiyor. Asıl sorun
toplumsal dönüşüm ve kültürün güçlendirilmesidir. Bu bağlamda toplum ve devlet inşası her açıdan
birey ve ailenin ahlaki donamımla yeniden inşasıdır.
***
Sadede gelirsek... En yozlaşmış toplumlar hırsız, rüşvetçi ve dolandırıcı sayısının fazla olduğu toplumlar değildir. Asıl yozlaşma toplumun hırsızlığa, adaletsizliğe ve
yolsuzluğa bakışının körleşmesidir. Bu ahlaksızlıkların utanç ve günah olmaktan çıkıp takdir edilen bir norma dönüşmesidir. Hırsızlığın
ceza hukuku yanında ahlaki alanının da dışına çıkarak sosyal, siyasi ve kültürel bir prestij eylemine dönüşmesidir.
Bu anlamda hırsızlık ve yolsuzluk parayla sınırlı kalmaz.
Her yerde çalmak bir toplumsal değer haline gelir. Devletten para çalanlar, belediyelerden makam çalanlar, STK'lardan güven çalanlar, torpille iş çalanlar, bürokraside fırsatları çalanlar ile sahte diplomalarla mezuniyet çalanlardan hesap sorulmadığı için bu hırsızlar zamanla
vicdanları da değerleri de ahlakı da çalmaya başlar. Özetle toplumun geleceğini de bilincini de kültürünü de çalıp yozlaştırırlar.
Hâsılı kelam toplumu kültürel düzeyde dolandırıp yozlaştırmak hazineden, belediyeden ve kamudan STK'lardan çalmaktan çok daha tehlikelidir.
Yolsuzluğu hoş gören bir kültürü ancak yozlaşmış sosyal doku üretebilir. Hırsızları saygıyla kutsayıp onlara siyasi ve sosyal statü kazandıran toplum da suç ortağıdır.
Dolayısıyla hırsızları meşrebine, partisine, etnik ve ideolojik kimliğine bakmadan mahkûm etmeliyiz. Yoksa mülkün temeli olan
adalet anlamını yitirir.
Aidiyet ve ideolojik bağlılıklarımız vicdandan daha önemli hale gelir. İnsanlık ve ahlak çürür. Toplum çürüyünce devletin doğası da yozlaşır. Kaynakları bölüşme ve adaleti sağlama makamı olan devlet herkesin ganimetleri paylaşmak ve kamunun mallarını yağmalamak için yarıştığı vahşi bir arenaya dönüşür. Ve gün gelir kimse hırsızlardan hesap da soramaz. Bu nedenle
hırsızları yargılayan devletimizin arkasında durmak herkesin en kutsal görevi olmalıdır.