Şartları kazananlar belirler. Bu bağlamda Ortadoğu'daki değişikliklere baktığımızda İsrail ve İran'ın açıkşekilde mevzi kaybettiğini görüyoruz. Her ne kadar bölgedeki dinamikler bazı yerlerde ABD'den yana görünse de yeni tablolunun en avantajlı aktörüolarak Türkiye öne çıkıyor.
Türkiye ile hareket eden ülkeler de kazanıyor. ABD, Türkiye ile ortak hareket ettiği Suriye ve Irak'ta görünür bir başarıya imza atarken Gazze veLübnan'da ise kısmı bir avantaj elde etmiş hâlde. İran'da da şartlar ABD Başkanı Donald Trump lehine görünüyor.
Trump, rejimi istediği gibi dönüştüremese de Tahran'da kısmı bir değişime yol açtı. Şimdi mesele İran'daki bu yeni yönetimin savaş bittikten sonra nereye evrileceğinde. İsrail de Amerikan yönetimi de bölge ülkeleri de aslında Tahran'ınbu yeni rotasına göre mevzileniyor.
***
İran'daki bazı radikal kesimler ile umduğunu bulamayan İsrail ve ABD'deki Trump karşıtlarının gözü önce
kasımayında kurulacak ara seçimlere, ardından da
2028'de ABD'de yapılacakgenel seçimlere kitlenmiş durumda. Her üç cephe de beklenti içinde. Hesap üstüne hesap yapıyorlar. Zira reelpolitik gerçekler sandıkları gibi çıkmadı. Üçü de
kendi oyununun altında kaldı. Planları ters tepti.
Cari tabloya bakınca bundan sonraki bölgesel ve küresel gelişmelere en hazırlıklı aktörün Türkiye olduğunu görüyoruz. Yaptığımız sonuç alıcı ve ses getiren Mekke Paktı gibi hamleler bunun en somut kanıtı.
Hürmüz krizinde taraflar dün, 17 Ağustos'ta sona erecek ateşkesi
60gün daha uzatma kararı aldı. Yani her iki taraf da
"kazanamayacaklarıbir savaş ile kaybetmeyi göze alamayacaklarıbir barış" süreci içinde olduğunun farkında. Amerikan yönetimi,
Pentagon füzeleri yerine WallStreet'in finansal kartlarıyla İran'ı ikna edip sisteme entegre etmeyi planlıyor.
Taraflar hâliyle açık bir zafer ile muğlak bir yenilgi arasında sarsılıyor. Çünkü seçenekler tükeniyor. Ekonomik savaş ve askeri saldırı yerine üçüncü tercih olan
"topal bir anlaşma" ihtimali giderek güçleniyor.
***
Hürmüz krizinin geçici de olsa bir uzlaşı ile aşılması her şeyin bittiği anlamına gelmiyor. Tam tersine. Bölge için asıl
yeni statüko işte o zaman başlayacak. Bunu gören
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, Mekke Anlaşması ile önleyici diplomasinin en güzel örneklerinden birini sergiledi.
Bu ittifak her açıdan üç ülkenin,
İsrail ve ABD'nin İran ile savaş sonrası dönemine hazırlıktır. ABD'nin bölgedeki rolünü yeniden tanımladığı ve bölgenin
post-siyonist bir aşamaya adım attığı bir sürece hitap eden bu hamle, Türkiye liderliğindeki ülkelerin Körfez'deki yeniden kurulacak denge ve denklemlerde
pasif değil aktif katılımcılar olacağını gösteriyor. Mekke Paktı bu açıdan bölgedeki savaşların dayattığı koşullara bir yanıttır.
İsrail, İran ve ABD arasındaki çatışma üçgenine dayalı güvenlik düzenlemelerine karşı bir alternatiftir.
Bu yeni güvenlik paradigması İsrail'in bölge dışı güçleri çağırıp
kaos çıkarma stratejisini de İran'ın
bölge dışındangelen güçlerin müdahalesine itirazetme gerekçesini de zayıflatacaktır. Bu yolla İran, ABD ve İsrail daha fazla frenlenecektir. İsrail,
Afrika Boynuzu ile Maşrık'ta yani Doğu Akdeniz'den Körfez'e uzanan bölgede istediği gibi at koşturamayacak artık.
İran da Yemen, Suriye, Irak ve Lübnan'da daha rasyonel bir politika izlemeye zorlanacaktır.
Hâliyle İsrail, ABD ve İran, üç yerleşik gücün kolektif caydırıcılığına karşı yeni maceralara girişirken iki kez düşüneceklerdir. Bu yönüyle
Mekke Paktı hem şu anki emperyal statükoya hem de yeni emperyal senaryolara karşı sağlam bir caydırıcı kalkan işlevi görecektir. Yazının başında da belirttiğim gibi
şartları kaybedenler değil Türkiye gibi kazanan aktörler belirliyor artık.