Sonunda beklenen oldu. İran ve Hürmüz krizi Yemen ve Babulmendeb Boğazı'na da taşındı. Yemen'de 2014'te başlayan iç savaştan bu yana ilk kez Nisan 2022'de devreye giren dört yıllık kırılgan ateşkes sona erdi. Görünen gerekçe İran'ın öldürülen Dini lideri Ali Hamaney'in 3 Temmuz'da Tahran'da düzenlenen cenaze merasimine katılan Husi heyetini taşıyan İran uçağının inişini engellemek isteyen Suudi Arabistan'ın Sana havalimanını bombalamasıydı. Uçak Hudeyde havalimanına indi.
Bunu savaş gerekçesi sayan Husiler, Riyad'ın desteklediği Yemen'deki Liderlik Konseyi denetimindeki bölgelere saldırmaya, Kızıldeniz'deki Suudi petrol tankerlerini ve şehirlerini hedef almaya başladı.
Yemen'de bozulan ateşkes uluslararası toplum tarafından tanınan Yemen hükümeti ile Husiler arasında 2 bine yakın kişinin serbest bırakılacağı 11 Temmuz'daki esir takasını da baltaladı.
Karşılıklı saldırılar 8 Eylül'de kırılma noktasına geldi. 2011'de devrilen Yemen Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih'in yerine geçen Riyad yanlısı Abdurrahman Mansur Hadi'ye karşı ayaklanan Husiler, 2014'te başkent Sana'yı ele geçirdi. Suudiler de Mart 2015'te Husilere savaş ilan etti.
***
O tarihten bu yana Yemen'de devam eden iç savaşta İran yanlısı Husiler Yemen'in kuzeybatı kesimlerini, uluslararası toplumun tanıdığı yönetim de
başkenti Aden'e taşıyıp ülkenin doğusunu ve güneyini kontrol ediyor.
Geçen hafta Suudi Arabistan'ın
Abha, Hamis, Muşayt, Cizan ve Necran şehirlerine saldıran Husiler, 9 Eylül'de ise Yemen Hükümeti kontrolündeki stratejik öneme sahip
Zubab ilçesini, kıyı kenti Muha'yı ardından da Babulmendeb Boğazı'nın geçiş güzergahının tam kalbinde yer alan hayati önemdeki
Perim (Meyyun) Adası'nı ele geçirdi. Ardından da Kızıldeniz'deki
Büyük ve Küçük Haniş Adaları ile Zukar Adası'nı zapt ettiler.
Yani bir bakıma küresel ticaret ve enerji nakli için Hürmüz kadar kritik konumdaki Babulmendeb Boğazı ile Kızıldeniz'in hakimiyeti İran yanlısı Husilerin eline geçti.
ABD Başkanı
Donald Trump, Riyad'ın talebine rağmen Husilere müdahale etmeyeceğini açıkladı. Çünkü
Trump, Husilerle 6 Mayıs 2025'te imzaladığı ateşkes anlaşmasını bozmak istemiyor. Anlaşmaya göre Husiler Kızıldeniz'deki
ticari gemilere ve Amerikan askeri gemilerine yönelik saldırıları durduracaktı.
***
Geldiğimiz aşamada Kızıldeniz'deki Husi krizi
küresel enerji piyasalarını daha da dalgalandıracak. İran ve Hürmüz krizini fırsata çevirmeye çalışıp Husilerle ateşkesi bozan
Riyad, ABD'den istediği desteği bulamadı. Belki de
Mekke Paktı'na güvenerek erken davrandılar.
Şu anki krizin
en büyük kazananları İran ile İsrail. Baskının Yemen'e yönelmesi Tahran'a nefes aldıracaktır. Fakat
bu krize en çok sevinen ülke İsrail'dir. Siyonist çete, 27 Ekim'deki seçimler öncesi bu krizi hem
İran'a saldırı bahanesine çevirecek fırsatı yakaladı hem de
ABD'nin Husilerle imzaladığı ateşkesi bozacak bir provokasyon imkanına kavuştu.
Fakat İsrail'in en çok yapmak istediği şey Kızıldeniz'e çıkış arayan
Etiyopya'yı Somaliland'i tanımaya kışkırtarak, Rönesans Barajı nedeniyle sorunlar yaşadığı
Kahire ve Sudan ile karşı karşıya getirmek. Çünkü İsrail'in kara ülkesi
Etiyopya'nın Somaliland üzerinden Kızıldeniz'e erişim planlarına en çok Mısır karşı çıkıyor.
Hâsılı kelam, bu kriz sayesinde İsrail hem Husiler ve İran'a karşı mevzi kazanacak hem de
Mekke Paktı ile Türkiye liderliğinde Mısır, Sudan, Eritre ve Somali'den oluşan Kızıldeniz, Afrika Boynuzu ve Doğu Akdeniz'de giderek güçlenen yeni ittifak sistemini hedef alacak. Haliyle Babülmendeb ve Kızıldeniz'deki kaosu kuşku yok ki
Siyonist İsrail elini ovuşturarak izliyor. Beklediği fırsatı buldu.