Vücutta hormon dengesi kuran, yağ yakımını aktifleştiren beslenme için iki hormona odaklanmak çok önemli. Biri insülin, glukagondur... İnsülin, kan şekerini düşürmekte ama ortamda fazla olan karbonhidratı yani enerjiyi yağ olarak depolamaktadır. Bu sebeple sürekli karbonhidrat içeren besinlerden atıştırmak kan şekeri yükselmesini sürekli kılmakta, vücudun ihtiyacının üzerinde alınan karbonhidratların kas ve karaciğer depolarının da sürekli dolu tutulmasını sağlamakta. Depolanamayan diğer kısmının ise yağa dönüştürmekte karın içinde, bel çevresinde yoğun yağlanmaya neden olmakta.

KİLO VERİRKEN İLK ADIMI SABIR
Diğer yandan insülinin tam tersi etki gösteren yine pankreastan salgılanan glukagon hormonu da vücutta işlevsiz kalırsa yağ yakma çalışmaz. Kilo fazlalığınız olduğunda metabolik olarak vücudumuz glukagon direnci oluşturur, yağ yakma modunu kapatır.
Zayıflama ise tam tersi etki yaratır. Yani kilo kaybıyla yağ yakma mekanizması yenilenir, aktifleşir. Bu sebeple kilo verirken ilk adımı atıp sabırlı olmak gerekir. Kilo vermek açlık glukagon seviyelerini düşürür, yağ yakımını hızlandırır. Kaybedilen kilo miktarı arttıkça glukagon direnci kırılır ve yağ yakımı aktif kalmaya devam eder. İnsülin-glukagon dengesini kurarak yağ yakımını aktifleştiren önerilerimi kaydedin lütfen.

UZUN AÇLIK SÜRELERİ ÖNEMLİ
1- Sürekli atıştırmak ve bu atıştırmanın karbonhidrat içeren yiyecek olması insülinin sürekli salgılanmasını sağlar ve glukagonun aktifleşmesini önler. Yağ yakımı bloke olur. Sık yemekten uzaklaşın.
2- Öğün düzeni glukagon duyarlılığını sağlar. 3 ana 1 ya da maksimum 2 ara öğün protein ve yağdan zengin olmak kaydıyla açlık glukagon hormonunu düşürür ve yağ yakımını da başlatır.
3- Uzun aç kalma süresinde aktifleşir. Uzun açlıkta karbonhidrat olmayan kaynaklar yağlar ve proteinlerden vücudun ihtiyacı olan glikoz üretimini sağlar. Bu sebeple gece 12 açlığı ve öğünler arasında 4 saat açlık yağ yakımını aktifleştirir.
4- Kalori kısıtlamasıyla direkt glukagon duyarlılığı artarak yağ kaybını tetiklemektedir. Az ye çok hareket et işe yarayan ve yağ yakımını artıran bir fizyolojidir, bunu unutmamak gerekiyor.
5- Kan şekerini dengeleyen, glisemik indeksi düşük rafinasyona uğramayan karbonhidratlardan metabolizmanıza uygun miktarda yiyerek glukagon direncini kırıp yağ yakmaya hızlıca başlayın.

FAYDALARI SAY SAY BİTMİYOR
Zeytinyağı tüketerek kronik stresini azaltabilirsiniz, kortizol yükselmesini sabah uyanır uyanmaz 1 tatlı kaşığı yüksek polifenollü zeytinyağı tüketerek düşürmeyi destekleyebilirsiniz. Uyanır uyanmaz içeceğiniz kahvenize 1 tatlı kaşığı zeytinyağı ekleyerek sindirimi çalıştırabilir ve mitokondrilerinizi zeytinyağına özgü polifenollerle doldurup enerji dolu bir güne başlayabilirsiniz.
Salatanıza kişi başı 1 yemek kaşığı zeytinyağı ekleyerek bozulmuş lipid metabolizmanızı düzeltip kalp hastalığından kendinizi koruyabilirsiniz. Günde 3-4 yemek kaşığı zeytinyağı tüketerek mitokondrilerdeki DNA'nın korunmasını sağlar, vücudun oksidatif stresini azaltır, mitokondrilerde ATP üretimini arttırır, yeni mitokondirlerin sentezini çoğaltarak antiinflamatuvar etkiyle birlikte nörolojik hastalıklardan kansere kadar kendinizi korursunuz.

ZEYTİNYAĞI HÜCRE YENİLEMEDE ÇOK ETKİLİ
Zeytinyağı tüketirseniz otofajiyi gün boyu yüksek tutarsınız. Hücrelerinizi yeniler vücutta metabolik esneklik sağlarsınız. Zeytinyağınızı açtıktan sonra en kısa sürede tüketirseniz polifenollerin oksidasyonunu önleyerek sağlık faydasını fazlasıyla alırsınız. Yani aylarca açtığınız zeytinyağını bekletmek faydalı değil değerli takipçilerim. Sonuç olarak sağlık için doğanın iyileştirici doğal ilacı yüksek polifenollü zeytinyağını mutfağınızdan eksik etmeyin.
Bunların altını niye çizdim? Çünkü zeytinyağının sağlığımıza bir faydası daha açıklandı. Nutrients dergisinde yayınlanan güncel bir araştırma, yüksek polifenollü zeytinyağındaki "hidroksitirozol, oleokantal, oleuropein" adlı fenolik bileşiklerin kalp, kanser, diyabet gibi hastalıklardan koruyucu, mikrobiyota sağlığını iyileştirici etkisine ek olarak mitokondriyal sağlığımızı da koruyabildiğini gösterdi. Zeytinyağı tek başına her organ ve hücrede bulunan mitokondrilerin yeniden sentezini sağlayabilmekte. Bu hücrelerin sağlığını koruyarak kronik hastalık gelişimini direkt önleyebilmektedir.

BAĞIRSAKLARDAN BEYİN SAĞLIĞINA İYİ GELEN YİYECEKLER
Bağırsaklardan beyin sağlığına etki ederek iyileştirici fayda sağlayan doğal besinler geliyor. Güçlü bağırsaklar takviyelerle değil doğal besinlerden aldığı biyoaktif bileşenler sayesinde beyine ulaştırarak bilişsel sağlığımızın da iyileşmesini sağlar. Bunun için mikrobiyotayı besleyen ve bağırsak beyin aksında psikolojik iyileşmeyi, mental kapasiteyi güçlendiren yiyecekleri beslenmenizden eksik etmeyin derim.
- Muz, mercimek, brokoli, yulaf, badem, mantar, bulgur: Bu besinlerdeki diyet lifleri bağırsaklarda kısa zincirli yağ asitlerinin sentezini arttırır. Mikrobiyota kompozisyonunu ve fonksiyonunu olumlu değiştirir ve modumuzu dengeler.
- Çilek, nar, yaban mersini, karadut, böğürtlen, karpuz, kiraz, pancar: Bu besinlerdeki antioksidanlar daha sağlıklı mikrobiyota bakteri kompozisyonunu sağlar. Serbest radikalleri azaltarak bilişsel fonksiyonu iyileştirir.
- Sardalya, uskumru, hamsi, levrek, lüfer: Omega 3 yağ asitleri sayesinde bağırsaklardaki bakterileri çoğaltır ve beyin bariyerinden geçen yağ asitleri duygu durumuzu olumlu değiştirir.
- Fermente süt ürünleri: Kefir, ayran, yoğurt, peynir diğer fermente yiyeceklere göre daha baskın faydalı bakteri çoğalmasını sağlar, kısa zincirli yağ asit olan bütirat üretimini arttırır. Nörolojik koruma sağlar.
- Avokado, zeytinyağı, yumurta: Bu besinler içerdiği fonksiyonel polifenoller, sağlıklı yağ asitleri ve fosfolipitler sayesinde serbest radikal süpürücü etki ile beyin sağlığında koruma sağlar.
BONUS BİLGİ: Nörolojik hastalıklara yakalanmamak için bağırsaklardan beyine iyi gelen besinlerden düzenli yiyin. Psikolojik sağlık için sabah gün ışığından yararlanın. İyi uyuyun, kesintisiz yedi saat olmasına dikkat edin. Doğada yürüyün, müzik dinlenin ve dans edin.

GLİKOZAMİN KULLANANLARA ÖNEMLİ BİR UYARIM VAR!
Glikozamin eklem sağlığında özellikle de yaşlı popülasyonda yaygın olarak kullanılan bir takviyedir. Nature Metabolism dergisinde Haziran 2026 sayısında yayınlanan bir araştırma reçetesiz satılan ve yaygın kullanılan glikozamin takviyesinin Alzheimer'ın ilerlemesini hızlandırabileceğini gösterdi.
Geniş çaplı retrospektif çalışmada 50 binden fazla kişinin bir yıl boyu glikozamin kullanımına bağlı nörolojik takipleri sağlıklı kişilerle karşılaştırılarak değerlendirildi. Glikozamin kullanımının hafif bilişsel bozukluğu olan kişilerin demansa ilerleme oranının yüzde 25 arttığını ve halihazırda demans teşhisi konulan kişilerde de ölüm riskini yüzde 25 artırdığı ilişkisini ortaya konuldu.
Bilişsel gerileme ve Alzheimere yatkınlığı olan kişilerde bir amino şeker olan glikozaminin kan beyin bariyerini geçebildiğini, hiperglikosilasyona sebep olarak sinir hücrelerinde birikerek işlevlerini yitirmesine neden olduğu belirtildi. Bu sebeple glikozamin kullanımının riskli kişilerde sinir hücre ölümünü ve hafıza kaybını hızlandırdığı irdelenmiş, nörodejenerasyon başladıktan sonra glikozamin takviyesi kullanımında tehlike olabileceği bildirilmiştir.
Araştırmalardaki analizler sonucunda olması kesin bir nedensellik kanıtı olmaktan ziyade bir ilişki olduğunu da gösteriyor. Halihazırda hafıza sorunları olan bireylerin glikozamin kullanmasında dikkatli olmalarını ve tıbbi rehberlikle kullanım onayı alınmasının önemini vurgulamak isterim.