Türkiye'nin en iyi haber sitesi

'nin Özel Temsilcisi J. Jeffrey beraberindeki heyetle "güvenli bölge" müzakereleri için 'daydı. 'nin sınırdaki 80 bin askere operasyon için emir vereceği haberleri üzerine gelmişti. Yapılan açıklamalardan anlaşılan iki tarafın güvenli bölge tanımlamaları arasında hala büyük farklar var.
Amerikan tarafı Başkan Trump'ın 30 km'lik önerisini çoktan kenara koymuş durumda. Suriye'den çekilmeyi erteleten kurumlar, şimdi "5-14 km'lik derinlikte bir bölge kuralım" önerisi ile Türkiye'nin güvenlik kaygılarını gidermeye çalışıyor. Derinliğe ek olarak güvenli bölgenin kontrolünün nasıl olacağı, yerel polisin oluşma şekli ve 'nin kaderi de anlaşmazlık konusu.
Ankara'nın operasyon yapması durumunda ve Esed rejimi ile karşı karşıya kalacağı argümanı seslendiriliyor. Ana sorun, Suriye'den çekilmeyi erteleyen ABD tarafının YPG'yi sahiplenmeye devam etmesi. CENTCOM Komutanının YPG elebaşısı ile görüşmesi bunun sembolik bir dışavurumuydu.
Meşrulaştırma da hala "YPG'nin DEAŞ'a karşı savaştığı ve uluslararası koalisyonun da böyle gördüğü" şeklinde...

***
Jefrrey'in temasları sürerken Başkan Trump da salı günü Cumhuriyetçi Senatörlerle görüştü. Konu S-400'lerin gelmesiyle Washington'ın Türkiye'ye ne gibi yaptırımlar uygulayacağıydı. Basına yansıdığı kadarıyla Trump, Türkiye'ye karşı "esnek" olunmasını istemiş. Ortadoğu'da ABD'nin "ittifaklara" ihtiyacını hatırlatmış ve yaptırımlar konusunda Türkiye ile "müzakereyi" önermiş. Senatörler ise Türkiye'nin cezalandırılmaması durumunda Rusya'ya yaptırımların etkisizleşeceği tezini ileri sürmüş. İlginç olan, Kongre ve kurumların daha duygusal düzlemde yaklaşması ve Türkiye'ye karşı "sertlik" önermesi. Trump'ın ise ABD'nin bölgedeki uzun vadeli stratejik çıkarlarına odaklanmayı teklif etmesi. Dünya siyasetinden anlamadığı iddia edilen Trump'ın daha makul bir yerde olması. "Müzakereyi" öncelemesi...
***
Elbette müzakere, diplomasinin ana unsuru. Sadece müttefikler değil hasımlar da bazı sorunlarını bu yolla aşabiliyor. Son altı yıldır Ankara-Washington hattında ikili ilişkilerdeki anlaşmazlıklar üzerine her düzeyde müzakere yürütülüyor. Ne yazık ki bu müzakereler müttefiklik hukukuna uygun sonuçlar vermiyor. İhtilafları çözmüyor, aksine öteleyerek kördüğüm haline getiriyor.
Her yeni sorun eklendikçe müzakereler yeniden yoğunlaşıyor. Başkan Erdoğan ve Trump arasındaki lider diplomasisi yeni kapı açsa da Amerikan müesses nizamı her seferinde bu kapıyı bir şekilde kapatıyor. Ne YPG'ye verilen destek, ne elebaşının iadesi, ne Halkbank davası, ne de S-400 konularında ilerleme kaydedildi. Bu arada Hakan Atilla yurda döndü bile. S-400ler de geldi, şimdi F-35'ten çıkarılma ve olası yaptırımlar gerginlik gündeminin başköşesinde. Trump direniyorsa da kasım ayında seçim süreci başlayacağına göre bu direncin etkili olup olmayacağı şüpheli.
***
Kuşkusuz her şeye rağmen, iki başkent arasında müzakere trafiği çok önemli ve sürmeli. Ancak Washington, Türkiye politikasında ciddi bir perspektif değişikliği yapmadıkça bu müzakereler Türk tarafında "oyalanma" olarak görülüyor. Hamle yapılmadan mesafe alınamayacağını düşündürüyor. Karşılıklı güven kaybı derinleşirken, liderlerin ve heyetlerin müzakereleri sadece ikili ilişkilerdeki kötüleşmenin hızını azaltabiliyor. S-400 ve F-35 konuları Suriye ve Doğu Akdeniz meseleleri ile birleşerek kalıcı bir gerginlik sarmalına dönüşebilir. Amerikan medyasında "Türkiye'yi kim kaybetti?" yazıları başladı bile. İhtiyacımız olan "bitmeyen hikaye" kıvamında müzakereler değil, somut işbirliği adımları.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN