ABD'nin doğrudan güç kullanarak, Venezuela'ya saldırması ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro'yu ele geçirmesi, uzun süredir tartışılan küresel sistem krizini daha da derinleştirecek. Soğuk Savaş sonrası yeni bir düzen kurulamamıştı. Artık, kapasiteye dayalı kontrolsüz güç kullanımı temel belirleyici haline gelmiştir. Uzun süredir norma dayalı uluslararası bir sistemin olmadığı tartışılıyordu. Bundan sonra, kural temelli normun aşındığını bile söylemeye gerek yok. Çünkü aşınması için normun iyi ya da kötü işletilebileceği beklentisi olması gerekir.
Devlet egemenliği, lider dokunulmazlığı ve kollektif meşruiyetin güçlü aktörler tarafından bugün için bağlayıcı olmadığı bir kez daha görüldü. ABD'nin Venezuela'ya müdahalesi rejim değişikliğini yeni bir boyuta taşımıştır. Soğuk Savaş döneminde büyük güçler istemediği yönetimleri ve rejimleri, yerel aktörler, vekil güçler ve ekonomik baskılar üzerinden dolaylı yollarla ve askeri darbelerle şekillendirdi. Şimdi ise doğrudan müdahale ve fiziksel olarak etkisizleştirilme normalleştirilmektedir.
Bu müdahalenin en kritik sonucu, başka büyük güçlerin de gelecekte benzer nitelikteki atacağı emsal adımları cesaretlendirecektir. Bundan sonra, bölgesel ya da büyük güçlerin, "terörle mücadele", "tarihsel hak", "petrolümüzü çaldı" gibi farlı bahanelerle benzer müdahalelere yönelmesi durumunda bunu engelleyebilecek bir uluslararası denge ya da norm kalmamıştır. Artık kontrolsüz güç kullanımı dönemine girilmiştir. Bu tablo, küçük ölçekli ve kırılgan devletler açısından güvensizliğin derinleştiği bir döneme işaret etmektedir. Kuralsız güç rekabeti normalleşerek neredeyse norm haline gelmiştir.
Yine bu müdahale, önce Latin Amerika'da kaosları ve krizleri domino etkisi ile derinleştirebilir. İstikrarsızlık, göç dalgaları, iç çatışmalar üzerinden genişleyebilir. Bu müdahalenin uzun dönemli etkileri uluslararası sistemi kalıcı güvensizliği sürükleyecektir.