'Ya ifrat ya tefrit' mekanizması nasıl da hep işliyor! Her köşe başında peydahlanan Starbucks'lar nasıl da ondan evvelimizi tasavvur ettiremiyorsa artık, hızla üreyen steakhouse'lar da benzer bir merak uyandırıyor: Bu insanlar daha önce ne yiyordu? Nasıl doyuyordu? Yıllarını kırmızı etten şiddetle kaçarak geçirmesi mi şimdi de vuslatı böylesine şehvetle yaşamasına sebep? Dükkan hakikaten de nicelerine ilham verdi. En başta ömrünü et işine adamış Günaydın hızla uyandı vaziyete. İstinye Park'taki yerleri hâlâ pek çok damağın bir numarası. Fakat artık hangisi, nerede, çetele tutmaya imkân yok. Özgür Şef Steakhouse, Beeves Butcher & Steakhouse, No Seven Steakhouse... Harflerle oynayan Kassap, Etçii, Nusr-et... Her mahallenin bir muhtarı, bir etçisi var. Sadece İstanbul'un değil, Ankara, Bodrum ve Çeşme'nin de adaptasyon gücüne şaşmamak elde değil. Peki gidişat böyle mi devam edecek? 'In'in hemen yamacında bir de 'out', bir de 'coming' olduğunu düşünürsek, bu steakhouse hâkimiyetine kim, ne gölge düşürecek? Sıradaki konsept ne olacak?