Küresel finansal krizin ikinci evresi olarak tanımlanan Euro Bölgesi'ndeki mali sorunlar üye ülkeleri de benzer süreçlere sürüklüyor. 2009 sonunda Yunanistan'da patlak veren kamu açığı ve bütçe krizinde medyaya ard arda açıklamalarda bulunan Yunanistan Başbakanı Yorgo Papandreu'nun benzer açıklamaları şimdi de zordaki İspanya'nın Başbakanı Jose Luis Rodriguez Zapatero'dan geliyor. Zapatero da tıpkı Papandreu gibi ilk etapta ülkede kriz olmadığı yönünde açıklamalar yaparak piyasaları sakinleştirmeye çalıştı. Sonra da Papandreu'nun stratejisini izleyerek krizin suçlusu olarak spekülatörleri ve medyayı gösterdi. AB ve IMF ile yapılan 110 milyar euroluk yardım anlaşmasından önce mali desteğe ihtiyaçları olmadığı yönünde demeç veren Papandreu gibi Zapatero da AB'den herhangi bir ekonomik destek talebinde bulunmadıklarını dile getirdi. Yunanistan, girdiği mali darboğazdan çıkmak için kemer sıkma politakalarını hayata geçirerek tasarruf tedbirleri aldı. Papandreu gibi Zapareto da ekonomilerinin kendi ayakları üstünde durabileceğini savunuyordu ancak rakamlar bunun tam tersini söylüyor. Zapatero da 15 milyar euroluk tasarruf tedbirleri alarak halka fedakârlık çağrısında bulundu.
SOKAKLARI DA AYNI
'Komşu' krizde en büyük darbelerden birini bankacılık sisteminde aldı. Yunanistan'daki bankaların zor duruma düşmesi ile ülkedeki yatırımcılar paralarını başta İsviçre olmak üzere yurtdışına çıkardı. Geçtiğimiz hafta Avrupa'daki bankalararası piyasa, zordaki İspanyol bankalarına fon desteğini çekti. Yunanistan'daki benzer kaderi yaşayan İspanyol bankacılık sistemi şimdi birleşmelere giderek krizin üstesinden gelmeye çalışıyor. Yunanistan hükümetinin ard arda aldığı kemer sıkma önlemleri sendikaları harekete geçirirken, İspanya Hükümeti'nin krize karşı sosyal güvencelere getireceği kısıtlamalar sendikaları sokağa döktü. Tıpkı Yunanistan'da olduğu gibi İspanya'da da protesto gösterileri ve grevler devam ediyor.