Yıldız Holding Yönetim Kurulu Üyesi Murat Ülker, "Gıda ve Beslenme Vazgeçilmez Konumuz" başlıklı yeni yazısında, Türkiye'nin sağlıklı gıda çevresi politikalarını uluslararası standartlarla kıyaslayan bilimsel bir makaleyi mercek altına aldı.

"HAYATIMI İNSANLARI MUTLU ETMEYE ADADIM"
Hala pladis ve GODIVA Chocolatier Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini sürdüren Murat Ülker kamuoyunda sıklıkla gündeme gelen palm yağı, nişasta bazlı şeker ve çocuklara yönelik pazarlama gibi konularına şeffaf veriler ve bilimsel yaklaşımlarla yanıt verdi. Murat Ülker, hayatının çoğunu Ülker'in "Mutluetmutluol" sloganında da olduğu gibi "İnsanları mutlu etmek" olduğunu söyledi.
ÜRETTİĞİMİZ TÜM ÜRÜNLER YASAL MEVZUATLARA UYGUN
Murat Ülker, yazısında "Ürettiğimiz tüm ürünler yasal mevzuatlara uygun olarak yasal otoritelerin belirlediği standartlar dahilinde üretiliyor ve insan sağlığına doğrudan zararlı olduğu bilimsel olarak kanıtlanmış hiçbir bileşen içermiyor. Hedefimiz tüketicinin her lokmada keyif aldığı, beklediği kaliteyi sunan ürünler üretmek." ifadelerine yer verdi.

Türkiye'nin obezite ve tip 2 diyabet gibi beslenme kaynaklı hastalıklardaki artışla mücadelesinde stratejik bir yol haritasına ihtiyaç duyulduğunu belirten Murat Ülker aynı zamanda gıda çevresi politikalarının uygulanması için sanayinin de çözüm ortağı olduğu "akıllı bir ekosistem" tasarımının gerektiğini belirtti.

Murat Ülker'in gıda ve beslenme konusundaki sorulara verdiği cevaplar şu şekilde:
1.Kamuoyunda sıkça tartışılan palm yağı kullanımı hususunda; İngiltere'deki üretim bantlarınızda kullandığınız yağ profili ile Türkiye'deki eşdeğer ürünlerinizde kullandığınız yağ profili birebir aynı mıdır? Türkiye'de ayçiçek yağı veya tereyağı yerine doymuş yağ oranı yüksek palm yağının tercih edilmesinin sebebi, teknolojik zorunluluk mu yoksa sadece maliyet optimizasyonu mudur?
pladis olarak, dünyadaki tüm operasyonlarımızda olduğu gibi en büyük üretim üslerimiz olan Türkiye ve Birleşik Krallık'ta da palm yağı kullanıyoruz. Bunun yanında, farklı ülkelerdeki tedarik imkanlarına bağlı olarak Ayçiçek yağı, kanola yağı, pamuk yağı, shea yağı, tereyağı ve zeytinyağı gibi farklı yağlar da kullanılabiliyor.
Türkiye ve Birleşik Krallık'ta kullanılan palm yağı spesifikasyonları birbirleriyle uyumludur. Her iki bölgede de kalite, gıda güvenliği ve sürdürülebilir tedarik açısından ortak standartlar uygulanmaktadır.
ESG yani çevre ve sürdürülebilirlik yaklaşımımız açısından da benzer standartlar uyguluyoruz. 2026 yılından itibaren kullandığımız tüm yağlar için TTP yani plantasyona kadar izlenebilirlik sistemine geçmiş bulunuyoruz.
Ayçiçek Yağı veya Tereyağına kıyasla Türkiye'de palm yağının tercih edilmesinin başlıca nedenleri ikame ürünlere kıyasla maliyet avantajı, işlevsellik ve teknolojik rolleridir. Zaten kendisine yeterli miktarda yağ üretemeyen ülkemizde diğer yağların yeterli miktarda temini kabil değildir.
Fonksiyonellik açısından palm yağı şunları sağlar:
Ayçiçek yağı, kanola, zeytinyağı ve tereyağı ile benzer hamur işlerinin üretimi, yurt çapında dağıtımı ve ihracatı mümkün olmaz.
Ayrıca, %70 doymuş yağ içeren tereyağı, palm yağından daha yüksek doymuş yağ seviyesine sahiptir; keza zeytinyağında ise doymuş yağ oranı %12-15 civarındadır. Dolayısıyla burada asıl mesele, ürünün besinsel yapısı, teknolojik ihtiyacı, tedarik sürekliliği ve kullanım amacının birlikte değerlendirilerek en uygun yağ profilinin belirlenmesidir.
Biz de bu doğrultuda, kullandığımız yağlarımızın performans ve temin imkanlarını ülkemiz lehine geliştirmek için karışımlar geliştiriyor ve birçok Ar-Ge projesi yapıyoruz. Mesela ülkemizde üretilen likit nebati yağların üretimini geliştirmek için Tarım Bakanlığı ile birlikte çalışıyoruz. Hedefimiz ülkemizde yağlı tohum ekimini artırarak palm yağı ithalatını azaltmaktır. Çünkü bizim ürünlerimizde likit nebati yağ kullanımı tercihimizdir.
2.Ülkemizdeki şeker pancarı üreticilerini desteklemek stratejik bir öneme sahiptir. Ancak ürünlerinizin birçoğunda maliyeti daha düşük olan Glukoz-Fruktoz şurubu veya glikoz şurubu kullanıldığını görüyoruz. Türkiye'deki tüketicilere sunduğunuz ürünlerde nişasta bazlı şeker kullanım oranınız nedir?
Ülkemizdeki şeker pancarı üreticilerini desteklemek bizim için stratejik öneme sahiptir. Bu doğrultuda, yıllar önce alınan idari kararlar doğrultusunda, ürünlerimizden glukoz şurubu çıkarılmıştır.
2025 yılı verilerine göre, Türkiye'de satışa sunduğumuz Ülker ve Godiva markalı ürünler içinde nişasta bazlı şeker içeren ürünlerin toplam tonajı yaklaşık 5.000 tondur. Bu miktar, yaklaşık 400 bin tonluk toplam üretim hacmimizin yalnızca %1,22'sine karşılık gelmektedir.
Nişasta bazlı şeker, portföyümüzde sadece belirli fonksiyonel gereklilikleri olan sınırlı sayıdaki üründe kullanılmaktadır. Başka bir ifadeyle, ürünlerimizin %98'inde ana şeker kaynağı olarak şeker pancarı tercih edilmektedir.
Dolayısıyla, ürünlerimizin neredeyse tamamında temin edilebildiği takdirde şeker kaynağı olarak pancar şekeri tercih edilmekte; nişasta bazlı şeker ise yalnızca özel teknik gereklilik bulunan sınırlı ürünlerde, kontrollü oranlarda yer almaktadır.
3.Sofra şekeri ile nişasta bazlı şekerin insanların sağlığı üzerindeki etkisinin aynı olduğuna inanıyor musunuz? Eğer aynı ise, geçmişte bebek bisküvilerinizde glikoz şurubu kullanırken, daha sonra neden bunu kaldırdınız?
Sakkaroz (çay şekeri), glukoz, fruktoz (meyve şekeri) ve laktoz (süt şekeri) en yaygın bilinen şeker türleridir. Nişasta ise yapısında şeker birimleri bulunan, suda çözünmeyen kompleks bir karbonhidrattır. Bu kompleks yapı, vücutta kullanılabilir hale gelebilmesi için sindirim yoluyla parçalanır. Sanayide ise nişasta bazlı şekerler, mısır veya buğday gibi bitkilerde bulunan nişastanın endüstriyel işlemlerle parçalanması sonucu elde edilir.
Şekerler farklı kaynaklardan elde edilse ve farklı isimlerle anılsa da vücutta sindirilip enerjiye dönüştürülürken benzer şekilde metabolize edilir. Bu nedenle, pancar şekeri ile nişasta bazlı şekerlerin sağladığı enerji miktarı aynıdır. Şekerlerin çoğu, farklı oranlarda glukoz ve fruktozdan oluşur. Örneğin pancardan elde edilen şeker yani sakkaroz %50 glukoz ve %50 fruktoz içerirken, mısır nişastasından elde edilen şeker yani yüksek fruktozlu mısır şurubu yaygın olarak yaklaşık %45 glukoz ve %55 fruktozdan oluşmaktadır.
Sonuç olarak, şekerler metabolize edilirken vücut açısından belirleyici olan, toplam alınan şeker miktarıdır. Bilimsel veriler, bir şeker türünün diğerinden mutlak olarak daha iyi olduğu yönünde bir değerlendirmeyi desteklememektedir. Zaten vücutta sindirim yoluyla metabolize olan tüm şekerler glukoza dönüşmekte ve kan içinde muhtelif hücrelere ulaşmaktadır. Bu nedenle şekerlerin kaynağından bağımsız olarak, önerilen alım düzeyleri çerçevesinde sınırlandırılması en doğru yaklaşımdır.
Mevcut ürünlerimizde ve yeni ürünlerimizi geliştirirken temel referansımız bilimsel veriler ve yürürlükteki mevzuatlardır. Kararlarımızı kişisel inançlara göre değil, gıda biliminin ve düzenlemelerin ortaya koyduğu gerçeklere göre alıyoruz.
Elbette bazı teknik konuları tüketiciye anlatmak her zaman kolay olmayabiliyor. Örneğin tatlı atıştırmalık ürünlerde kullanılan nişasta bazlı şeker (NBŞ) hakkında zaman zaman yanlış bir algı oluşabiliyor. Bazı tüketiciler bunun yalnızca maliyeti düşürmek amacıyla kullanıldığını düşünebiliyor. Oysa bisküvi formülasyonlarında kullanılan NBŞ miktarı oldukça düşüktür. Bir bisküvinin toplam şeker oranı genellikle %16–32 civarındadır ve bunun yalnızca yaklaşık %2–2,5'lik kısmı NBŞ olabilir.
Biz bisküvilerde pişerken renk alması, üründe şekerin zamanla kristallenmemesi için enterverti şeker kullanıyoruz. Bunu da pancar şekerinden imal ediyoruz.
Bu küçük miktar kullanılan enterverti şeker, evde annelerimizin reçel pişirirken içine limon sıkması gibi bilinen basit bir şekilde yapılagelmektedir; yani maliyet avantajı için değil teknolojik bir amaç için kullanılır, yoksa mesela reçel şekerlenir. Bisküvinin de pişme sırasında doğru şekilde kızarmasını sağlamak, renginin ve aromasının gelişmesine katkıda bulunmak için bu bileşen kullanılmadığında ürün yeterince kızarmayabilir ve tüketici bisküviyi iyi pişmemiş olarak algılayabilir. Bizim hedefimiz tüketicinin her lokmada keyif aldığı, beklediği kaliteyi sunan ürünler üretmektir.
Bununla birlikte tüketici beklentilerini de yakından takip ediyoruz. Örneğin sosyal medya tezviratına karşı bebek bisküvilerimizde, tüketiciler NBŞ kullanılmasını tercih etmediği için bu bileşeni formülasyondan çıkardık. Yerine yukarıda izah ettiğimiz şekilde pancar şekerinden elde edilen enterverti şeker kullanıyoruz.
Kısacası ürün geliştirme yaklaşımımız; bilimsel temellere dayanan, mevzuata uygun ve aynı zamanda tüketici beklentilerini dikkate alan dengeli bir anlayış üzerine kuruludur.
4.Ürünlerinizde palm yağı ve türevlerinin kullanımının yoğun olduğu görülüyor. Palm yağını nereden tedarik ediyorsunuz? Ürünlerinizde ayçiçek yağı veya zeytinyağı kullanımı oranı nedir? Palm yağı kullanmadığınız bir ürününüz var mı?
Palm yağı, palmiye meyvesinden elde edilen bitkisel bir yağdır. Palmiye ağacı, aslında hurma ağacıdır. Bu yağlık hurma yenmez, meyve ve çekirdek kısmından farklı özelliklere sahip yağlar sıkılır. Doğal yapısı gereği trans yağ içermez ve kolesterol bulunmaz.
Tropik iklim kuşağında yetişen palmiye ağacı, Afrika'nın yerel bir bitkisi iken, endüstriyel amaçla Malezya'da ve civarında yetiştirilmiştir. Bugün dünyada kullanılan yağların üçte biri palm yağıdır. Subtropik bölgelerde yıl boyunca hasat edilebilmesi ve yüksek verimliliği nedeniyle uzun yıllardır yaygın olarak plantasyonlarda üretilmektedir. Yüksek tarımsal verimlilik, palm yağının büyük ölçekte sürdürülebilir ve erişilebilir bir hammadde olmasını sağlamaktadır ve bazı özellikleri nedeniyle gıda endüstrisinde bazı kullanım alanlarında ikamesi bulunmamaktadır.
Bizim kullandığımız palm yağı ve farklı fraksiyonları Malezya'dan ithal edilmektedir. Tedarik süreçlerimizde kalite, sürdürülebilirlik ve izlenebilirlik kriterlerini esas alıyoruz.
Ürünlerimizde tek tip yağ kullanımı söz konusu değildir. Her ürün, kullanım amacı, tüketici beklentisi ve teknik gerekliliklere göre farklı yağ bileşimleriyle özel olarak formüle edilmektedir.
Zeytinyağı özellikle yüksek fiyat nedeniyle margarinlerimizin mevcut reçetelerinde bulunamamaktadır. Ancak, bazen pazar ve tüketici ihtiyaçları durumunda margarinlere eklediğimiz dönemler olmuştur. Luna Zeytinyağlı kase margarin olarak rafta yer alan ürünümüzün içeriğinde kullanılmıştır.
Ürünlerimiz kullanım yerlerine göre özel reçetelere sahiptir, mesela:
Tüketiciler için üretilen çeşitli yağ ürünlerimizden,
Terem sıvı margarinimiz palm yağı içermemektedir. %100 ayçiçek yağı ile üretilmektedir.
Pasta, baklava, çörek, börek vb için kullanılan yağ ürünlerimiz, kullanım yerine göre %10-%20 likit yağ içermektedir. Ayçiçek, pamuk, kanola oranları sezonluk bulunulabilirlik yani yağ fiyatlarına göre şekillenmektedir.
Gıda sanayi için ürettiğimiz yağlar çoğunlukla %100 palm bazlı reçeteye sahiptir. Bazı ürünlerimizde ise kullanım yerine göre likit yağ içerir. Bunlar ayçiçek, kanola ve pamuk yağı olabilmektedir.
Palm yağı, trigliserid kompozisyonu ve katı yağ içeriği bakımından ayçiçek ve zeytinyağından oldukça farklı özelliklere sahip olup, daha geniş kullanım alanına sahiptir. Mesela yapısı ve kontrollü kristalizasyon davranışı ile gıdada kullanımda önemli katkılar sağlamaktadır:
Ayrıca Palm yağı diğer bitkisel yağlara oranla daha yüksek doymuş yağ içerdiği için
Palm yağı, belirli ürün ve kullanım alanlarında teknik, duyusal ve kalite gerekliliklerini karşılayan önemli bir hammaddedir. Ürünlerimizde yağ seçimi; mevzuat, bilimsel kriterler, ürün fonksiyonu ve tüketici beklentileri birlikte değerlendirilerek yapılmaktadır.
Maliyet ve Tedarikçi Avantajı:
Palm yağı, yüksek verimli tarımsal üretimi sayesinde maliyet avantajı da sunar ve piyasadaki en uygun fiyatlı bitkisel yağlardan biridir. Ayrıca palm yağının bölge ve üretici, tüccar olarak tedarikçisi çoktur.
Palm yağı, palm meyvesinden yani yağlık hurmadan elde edilen bitkisel bir yağdır. Palmiye ağacının yağlık meyve ve çekirdek kısmından farklı özelliklere sahip yağlar üretilmektedir. Günümüzde dünya genelinde en kolay erişilebilen bitkisel yağlardan biridir ve küresel bitkisel yağ üretiminin yaklaşık üçte birini oluşturmaktadır. Doğal yapısı gereği trans yağ içermez ve kolesterol bulunmaz.
5.Türkiye'de kaç ton margarin satıyorsunuz? Margarin satışını yaparken kaç farklı markanız var? Bu margarinlerin tereyağ ve ayçiçek yağına kıyasla sağlığa etkileri hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu ürünlerin tüketiminin orta ve uzun vadede Türk milletinin sağlığına olumsuz etkileri olduğunu düşünüyor musunuz?
Türkiye'de margarin pazarı yaklaşık 300.000 tonluk bir büyüklüğe sahiptir. Bunun yaklaşık 115.000 tonu perakende, 185.000 tonu ise ev dışı tüketimden oluşmaktadır.
Margarin kategorisi Türkiye'de oldukça köklü ve yüksek penetrasyona sahip bir kategoridir. Bugün tüm hanelerin yaklaşık %87'sine ulaşan bir ürün olması, Türk mutfağındaki kullanım alışkanlıklarının ne kadar güçlü olduğunu göstermektedir. Özellikle hamur işleri, pastacılık ve sıcak yemek uygulamalarında sağladığı performans nedeniyle hem ev mutfaklarında hem de profesyonel mutfaklarda yaygın şekilde kullanılmaktadır.
Şirket olarak biz de bu kategoride farklı kullanım ihtiyaçlarına hitap eden Bizim, Terem, Luna, Sabah, Ona, Yayla, Halk, Ustam gibi markalarımızla kase ve paket şeklinde anbalajlarda olmak üzere farklı segmentlerde faaliyet gösteriyoruz. Ev tüketimine yönelik paket formunda, kase formunda sürülebilir, şişe formunda sıvı ürünlerden, pastacılık, catering gibi profesyonel mutfaklarda kullanılan ürünlere kadar geniş bir portföyümüz bulunuyor.
Sağlık açısından bakıldığında, margarin bitkisel yağ bazlı bir üründür ve günümüzde modern üretim teknolojileri sayesinde hidrojene edilmeden trans yağ içermeyen formülasyonlarla üretilmektedir. Ayrıca margarin formülasyonunda doymuş yağ oranı kalp, damar sağlığı, kolesterol seviyeleri ve obezite riskini yönetmeye yarayan doymuş yağ oranı tereyağına, hatta kase margarinlerde zeytinyağına kıyasla daha düşük seviyelerdedir. Bu da özellikle bitkisel bazlı beslenme eğiliminin güçlendiği günümüzde margarini iyi bir bitkisel yağ alternatifi haline getirmektedir, bilhassa kase margarinlerde durum böyledir.
Üretim esnasında margarin yüksek teknoloji ve hijyen standartlarında kullanılan bir gıda ürünüdür ve gıda güvenliği mevzuatı kapsamında düzenli olarak yetkililer tarafından denetlenmektedir. Elbette tüm gıda kategorilerinde olduğu gibi burada da önemli olan dengeli ve çeşitlendirilmiş tüketimdir. Tereyağı, zeytinyağı, ayçiçek yağı ve margarin gibi farklı yağ türlerinin beslenmede farklı yerleri, mutfaklarda farklı kullanım alanları bulunmaktadır. Mevzuat ve maliyet müsaade ettiğinde zeytinyağlı margarinler de zaman içinde üretilmektedir.
6.Bir ürünün mevzuata uygun olması sizin için yeterli bir şart mıdır? Bir ürünün sağlıksız olduğunu bilseniz, sırf mevzuata uygun diye üretir misiniz? Mevzuatın halk sağlığı yararına düzenlenmesi sizce sadece devletin görevi midir? Ülkemizde bu düzenlemeleri engelleyecek veya geciktirecek müdahaleler olduğunu düşünüyor musunuz?
Elbette, bir ürünün mevzuata uygun olması gıda güvenliğinin temel bir şartıdır. Ancak, tek başına hiçbir zaman yeterli değildir. Zira Türkiye'de gıda güvenliğini düzenleyen 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu, gıda işletmecisinin sorumluluğunu yalnızca "mevzuata uygun ürün üretmek" le sınırlamaz; aynı zamanda halk sağlığının korunması, risklerin önlenmesi, bilimsel temelli kontrol sistemlerinin işletilmesi ve tüm üretim zincirinde gıda güvenilirliğinin sürekliliğini sağlamayı da yükümlülük olarak tanımlar. Mevzuata uyum asgari gerekliliktir. Risk temelli HACCP'de Tehlike Analizi ve Kritik Kontrol Noktaları, bilimsel doğrulama, izlenebilirlik, kriz yönetimi esas sorumluluktur. En önemlisi tüketici sağlığını korumak açısından ihtiyati yaklaşım esastır. Bu yaklaşımın temelinde, ciddi veya geri döndürülemez zarar riski ve bilimsel belirsizlik durumunda, karar vericinin koruyucu ve önleyici tedbirler alması yer almaktadır. Mevzuata uygun ama sağlıksız hatta haram olduğu bilinen bir ürünü sürdürmek bu ilkeyle bağdaşmaz.
Dünya Sağlık Örgütü, gıda güvenliğini paylaşılan sorumluluk olarak tanımlar. Üreticilerin yalnızca üretim öncesinde değil, ürün piyasaya sunulduktan sonra da şikayetlerin izlenmesi, geri çağırma ve reformülasyon gibi süreçleri benimseyerek aktif ve şeffaf bir rol üstlenmesini gerekli görür. Biz de şirket olarak bu bilinçle hareket ediyoruz. Küresel olarak Gıda Güvenliği Kurulumuz teşkilatı ile bunu sağlıyoruz.
Gıda Mevzuatın düzenlenmesi ve güncellenmesi şüphesiz devletin ve yasama organının görevidir. Kamu otoriteleri, bilimsel veriler ve toplumsal ihtiyaçlar doğrultusunda bu düzenlemeleri yapar. Özel sektörün sorumluluğu ise bu düzenlemelerin etkin bir şekilde uygulanması ve hayata geçirilmesi noktasında başlar.
Türkiye'de ve ürünlerimizi piyasaya sunduğumuz tüm ülkelerde uyguladığımız kendi iç gıda güvenliği standartlarımız bulunmaktadır. Bu standartlar, yetkileri oldukça geniş olan şirket içi küresel Gıda Güvenliği Kurulumuz tarafından, bilimsel temelli kontrol sistemleri izlenebilirlik ve kriz yönetimi esas alınarak belirlenmekte ve aktif şekilde denetlenmektedir. Bu kurul, yalnızca üretim süreçlerimizi değil, aynı zamanda hammadde temin ettiğimiz tedarikçilerimizi de denetleme yetkisine sahiptir. Tüketici sağlığını korumak adına benimsediğimiz ihtiyati yaklaşım, tüm bu süreçlerin temelini oluşturur. Kurucumuz merhum Sabri Ülker bey: Kendim yemediğim, çocuklarıma yedirmediğim hiçbir şeyi çocuklara yedirmem" derken bu ilkeyi vurgulamaktadır.
İhtiyatlı olmak ilkesi, ciddi veya geri döndürülemez bir risk ihtimali bulunduğunda, bilimsel belirsizlik olsa dahi koruyucu ve önleyici tedbirlerin alınmasını öngörür. Bu ilke çerçevesinde, mevzuata uygun olsa bile halk sağlığı açısından risk taşıdığı bilimsel olarak ortaya konmuş bir ürünün sürdürülmesi kabul edilebilir bir yaklaşım değildir. Dolayısıyla, hiçbir sorumlu gıda işletmecisi sorunlu bir ürünü yalnızca mevzuata uygun olduğu için üretmeye devam etmez.
Bu nedenle şirket olarak, bu tür düzenlemeleri engellemek veya geciktirmek gibi bir yaklaşım yerine aktif olarak, yurtiçi ve yurtdışında otoritelerle beraber riskleri ortadan kaldırmaya çalışıyoruz. Mesela ülkemizde yağ sanayi kendi içinde birleşerek ve inisiyatif alarak ürünlerde bulunan trans yağı elimine etmiştir. Bu Türkiye'mizin mesleki gönüllü teşekküllerinin bir başarısıdır. Ancak bundan yıllar sonra Avrupa'da ve ülkemizde bu husus regülasyonlarda düzenlenmiştir. Devletin regülasyon sorumluluğu vardır; ancak Kodeks, Dünya Sağlık Örgütü ve Ekonomik İş Birliği ve Kalınma Örgütü (OECD) çizgisinde özel sektör de bilime dayalı, şeffaf ve özenle yükümlülüğüne uygun biçimde aktif rol almalıdır. Mevzuatın halk sağlığı yararına düzenlenmesi sadece devletin görevi değildir, çok paydaşlı bir yönetişim alanıdır. Biz de bu bilinçle hareket ediyoruz. Bu süreçlerde kamu otoriteleriyle iş birliği içinde çalışıyor, şeffaflık ve özen yükümlülüğüne uygun biçimde üzerimize düşen rolü aktif olarak yerine getiriyoruz ve toplum sağlığı ortak hedefine tam destek veriyoruz.
Mevzuatların güncellenmesi, bilimsel gelişmelerin, halk sağlığı ihtiyaçlarının ve küresel değişimlerin yakından izlenmesini gerektiriyor, çünkü bilimin bulguları ve riskler zamanla değişiyor. Ancak yapılacak her düzenleme, ülkenin ekonomik koşulları, sektörel hazırlık seviyesi ve uygulanabilirlik kapasitesi dikkate alınarak planlanmaktadır. Bu sektörün uluslararası rekabetçi kalabilmesi için şarttır. Uygulama sürelerinin de tüm paydaşların en az etkiyle uyum sağlayabileceği şekilde belirlenmektedir. Bu süreçlerde bizim için vazgeçilmez olanın tarafların koordine olarak toplum sağlığı ve güvenilir gıda arzı hedefine odaklanmak olduğu kritik öneme sahiptir.
7.Godiva ve McVitie's gibi global markalarınızın, Londra veya Brüksel'de satılan versiyonları ile İstanbul'da satılan versiyonları karşılaştırıldığında katkı maddeleri veya şeker miktarında Türkiye aleyhine bir artış söz konusu mudur? Türk halkının tükettiği ürünler, Avrupa standartlarına göre 'daha az doğal' içeriklere mi sahiptir?
Çikolata ve Unlu Mamuller başta olmak üzere tüm kategorilerde, Türkiye'de üretilen ve farklı bölgelere sevk edilen Ülker, Godiva, McVitie's ve sair markalı ürünlerimizde temel prensibimiz tek reçete ve tek teknik spesifikasyonun uygulanmasıdır. Aynı ürünün birden fazla ülkede satışa sunulması bu yaklaşımı değiştirmemekte olup, tüketicilerimiz aleyhine ve bilhassa Türkiye aleyhine herhangi bir uygulama söz konusu değildir. Ancak ürünün tadında ve yemek kalitesine gösterilen özen bazı hallerde istenen hammaddelerin temin sorunu nedeniyle farklılık göstermektedir.
Ürünün farklı ülkelere satılması durumunda, ilgili bölgesel regülasyonlar ve yasal gereklilikler doğrultusunda, mevzuata uyum amacıyla az seviyede teknik uyarlamalar ve etiketlemelerinde aynı bileşenler için mevzuata uygun olarak farklı isimler kullanılabilmektedir. Bu ülkelerin uyguladığı farklı mevzuatlardan kaynaklanmaktadır.
8.Her gün 2 milyon gofret satıyoruz demiştiniz, bu ürettiğiniz gofrette palm yağı ve şeker var. Bu ürünlerin sağlığa yararlı ürünler olduğunu düşünüyor musunuz? Sağlığa yararlı ürünler satmak gibi bir iddianız var mı? Bu ürünlerin hammadde tedariğini nerelerden sağlıyorsunuz?
Ürettiğimiz tüm ürünler yasal mevzuatlara uygun olarak yasal otoritelerin belirlediği standartlar dahilinde üretiliyor ve insan sağlığına doğrudan zararlı olduğu bilimsel olarak kanıtlanmış hiçbir bileşen içermemektedir. Palm yağı, bitkisel bir yağ olup oda sıcaklığında yarı katı formuyla; ürünlerde istenilen gevreklik, ağızda kolay dağılma ve ideal doku özelliklerini sağlamada önemli bir rol oynar. Özellikle trans yağ içermemesi nedeniyle palm yağı, ürünlerde arzu edilen yapının oluşturulmasında uygun alternatiflerden biri olarak değerlendirilmektedir.
Bireylerin tüketim alışkanlıklarına bağlı olarak palm yağı içerdiği doymuş yağdan ötürü ve enerji kaynağı olarak şekerin metabolik etkisini göz önünde bulunduruyor, çalışmalarımızı, ürün sunumlarımızı bu çerçevede şekillendiriyoruz. Ürünlerimizi dengeli beslenme ilkeleri doğrultusunda değerlendirerek; tüketicilerin bilinçli tercihler yapmalarını destekleyecek şekilde uygun porsiyonlarda sunuyoruz.
Yeni ürün çeşitlerimizle, hatta yeni kategorilerle dengeli ve sağlıklı beslenmenin parçası olan lif, tam tahıl, protein gibi müspet besin elementlerini artırdığımız ürünlerimizi tüketici ile buluşturduk, çalışmalarımıza devam ediyoruz. Bunlarla birlikte Tübitak ile iş birliği çerçevesinde geliştirdiğimiz farklı vitamin ve mineraller içeren, özel tüketim okazyonları için ürünlerimiz de raflarda yer almaktadır. Tüketicilere fonksiyonel fayda sağlayan yani probiyotik, vitamin, mineral vb ürün içerikleri üzerinde üniversiteler ile iş birliği içinde çalışmaya devam ediyoruz. Bu hammaddeleri Türkiye'de ve Avrupa'da alanında öncü teknik yetkinliği yüksek endüstriyel partnerlerimizden tedarik ediyoruz.
9.Godiva ürünlerini nerede üretiyorsunuz? Silivri'de ürettiğiniz ürünleri Belçika'da üretiliyor gibi satmanızın sebebi ticari bir strateji midir? Bunun tüketici üzerinde aldatıcı bir etkisi olduğunu düşünüyor musunuz? Bununla alakalı yurtdışında herhangi bir yaptırıma veya engele maruz kaldınız mı?
Godiva çikolata ürünlerini Belçika, Kuzey Amerika (Reading), Türkiye (Silivri), Cidde (Arabistan) ve Çin'de üretiyoruz. Buna ek olarak, Godiva Café taze ürünleri kek ve pastacılık ürünleri, Café lokasyonlarına yerel olarak üretiliyor.
Godiva ürünlerini, Belçika'da üretilmedikleri halde orada üretilmiş gibi pazarlamıyor ve satmıyoruz. Etiketlememiz tamamen şeffaftır ve portföyümüzdeki her bir ürünün menşe ülkesini açıkça belirtir. Ayrıca bu uygulamanın tüketicileri yanılttığına inanmıyoruz. Godiva ürünleri, üretim tesisinden bağımsız olarak, Belçika'nın çikolata mirasıyla ilişkilendirilen imzalı kaliteyi, sanatı ve lezzet profilini garanti eden aynı titiz standartlarda üretilmektedir. Bu durum, dünya çapında tutarlı "Godiva'ya layık Belçika kalitesini" sürdürmeye odaklanan ürün tasarım stratejimizle de pekiştirilmektedir.
"Godiva Belçika 1926" ifadesinin yanıltıcı olduğunu iddia edenler olmaktadır. Halbuki bu hususlar teknik olarak markanın ayrılmaz bir özelliğidir. Tıpkı Almanya'da nesillerdir yaşayan soydaşlarımızın ad, soyadlarının Türkçe ve kendilerinin de Türk olmaları gibi. Birçok ülkede tüketiciyi koruma yasalarının güçlendirilmesiyle, pazarlama beyanları, gerçeklere dayalı olsalar bile kritik edilmekte ve şikayet konusu olmaktadır. Bizim için vaki olan şikayet ve mahkemeler ABD'de dahi lehimize neticelenmiştir.
Keza global dağıtımı olan bir markanın pazardaki benzerleri için bir zaruri hakikat olan birçok lokasyonda üretimi gereklidir. Bu durum global gıda şirketleri için oldukça yaygın bir üretim modelidir. Uluslararası markalar, farklı pazarlara daha hızlı erişebilmek, rekabetçi olabilmek adına tedarik zincirini verimli yönetebilmek için üretimlerini çeşitli ülkelerdeki tesislerinde gerçekleştirmektedir. Belçika ibaresi markanın altında, kuruluş yerine ve yılına atıf yapacak şekilde global marka pazarlamasının genel geçer uygulamalarında olduğu gibi markadan daha küçük puntolarla konumlandırılmıştır. Ancak markada yer alan şirketin mirasına atıf yapan bu kullanım haricinde, ürünlerin etiketlemesinde, reklamlarında Belçika'da üretilmiştir gibi ifadeler kullanılmamaktadır. Ürünlerin üreticisi halihazırda ambalajlarda açıkça yer almakta, ürünlerin nerde üretildiği şeksiz, şüphesiz tüketicilerin bilgisine sunulmaktadır; zaten mevzuatın genel hükmü de bu yöndedir.
10.Son dönemde tüketici şikayetlerinde artış gösteren 'gramaj düşürmek' uygulamalarınızda; ambalaj boyutu aynı kalırken adet, ebat veya ağırlığın azaltılmasını 'tüketiciyi yanıltıcı' bir ticari hamle olarak değerlendiriyor musunuz? Bu uygulamaların birim maliyet/kâr marjı üzerindeki etkisi kamuoyu ile şeffafça paylaşılmakta mıdır?
Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği kapsamında, Ticaret Bakanlığı tarafından 2021 yılında "gramaj düşürmek" uygulamalarına ilişkin bir düzenleme yapılmıştır. Bu düzenlemeye göre; ambalaj boyutu aynı kalırken ürün gramajının düşürülmesi durumunda, söz konusu değişikliğin tüketici tarafından fark edilemeyecek şekilde sunulması açıkça "yanıltıcı" uygulama olarak tanımlanmıştır. Dolayısıyla gramaj düşürülmesi veya gramaj değişikliği yapılması yasak değildir; yasak olan bu değişikliğin tüketiciyi yanıltacak biçimde uygulanmasıdır.
Ambalaj üzerinde net miktarın açık ve doğru şekilde belirtilmesi, Türk Gıda Kodeksi Gıda Etiketleme ve Tüketicileri Bilgilendirme Yönetmeliği kapsamında zorunlu bir yükümlülüktür. Bu çerçevede, bir ürünün gramajında değişikliğe gidilmesi hâlinde, bu bilginin tüketiciye açık ve anlaşılır biçimde sunulması ilave bir yükümlülük olarak tanımlanmıştır. Uygulamada bu bilgilendirme, ambalaj üzerinde net miktar bilgisinin yanında veya üzerinde yer alan "yeni gramaj" ifadesiyle yapılmaktadır.
Diğer yandan, mevzuat kapsamında işletmelerin kâr marjlarını açıklama yükümlülüğü bulunmamaktadır; bu bilgiler ticari sır niteliği taşımaktadır. Ancak mevzuatın öngördüğü şeffaflık, ürün miktarındaki değişikliklerin açık biçimde beyan edilmesini kapsamaktadır. Tüketicinin, satın aldığı ürünün miktarını bilmesi ve fiyat etiketi üzerinden birim fiyat ile satış fiyatına erişebilmesi halinde, bilinçli karar vermek süreci korunmuş olur. Bu hususlar, Fiyat Etiketi Yönetmeliği ile güvence altına alınmıştır.
Sonuç olarak, gramaj düşürmek uygulamaları mevzuata uygun ve şeffaf biçimde beyan edildiği sürece yasaldır. Bu alandaki temel ilke; tüketicinin doğru, açık, anlaşılır ve yanıltıcı olmayan bilgiyle korunmasıdır.
Gramaj değişiklikleri hızlı tüketim ürünlerinin genelinde kullanılan bir uygulamadır.
Dünyadaki enflasyonist gelişmeler kaynaklı bazen artan hammadde ve enerji maliyetlerinden tüketicilerimizin etkilenmemesi için kaliteden feragat etmeden ürünlerimizi ulaşılabilir kılmak için gramaj, ebat veya adet değişiklikleri yaptığımız ürünlerde ilgili mevzuata uygun olarak gramajın değiştiğini ön yüzde görünür şekilde belirtiyoruz. Zaten ürünlerimiz beslenme kriterleri açısından incelendiğinde birden fazla porsiyon ihtiva ediyor. Bu değişiklikler sunulan porsiyon miktarını azaltıyor, ürünü ulaşılabilir kılıyor.
11.Ambalaj ön yüzünde büyük puntolarla 'fındıklı', 'fıstıklı', 'muzlu' vb. ibareler yer alırken; içindekiler kısmında bu maddelerin eser miktarda veya bindeli oranda bulunması ve tadın aroma vericilerle sağlanması, sizce 'dürüst ticaret' ilkesiyle ne kadar örtüşmektedir? Mevzuatın buna izin veriyor olması sizin için yeterli bir ilkesel duruş mudur?
Tüketicilerimizin en üst düzeyde korunması ve doğru bilgilendirilmesi, şirket olarak en temel görevimiz ve önceliklerimizdendir. Bu yaklaşımımızın yasal çerçevesini, Türk Gıda Kodeksi Gıda Etiketleme ve Tüketicileri Bilgilendirme Yönetmeliği oluşturmaktadır. Bu yönetmeliğin temel amacı, bir ürünün bileşimi, miktarı ve doğası gibi özellikleri hakkında tüketicinin yanlış bir algıya kapılmasını önlemektir. Yönetmelik, ambalaj ve tanıtımın bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini, aroma ile tatlandırılan ürünlerde "aromalı" ibaresinin ambalajın ana görüş alanında açıkça belirtilmesini ve aroma verici kullanılan ürünlerde o bileşene ait yanıltıcı görsellerin kullanılmamasını kesin kurallara bağlamıştır. Bileşenin kendisi ile birlikte aroma verici kullanılan ürünlerde de bütüncül bir yaklaşımla değerlendirme yapılıp ürün adına ve kullanılacak görsellere, ifadelere yer verilmesini zorunlu kılar. Ön plana çıkarılan bileşenin kullanım oranının yüzde (%) olarak beyan edilmesi de zorunluluktur. Tüketicinin aldatılmasını önlemeyi ve bilinçli tercih yapabilmesini sağlamayı amaçlar.
Gıda üretiminin tabii ki bazı teknolojik ve duyusal gerçeklikleri bulunmaktadır. Örneğin tarçın, nane veya damla sakızı gibi yoğun aromatik bileşenlerin yüksek oranlarda kullanımı, ürünün tat dengesini bozabilmektedir. Kullanım miktarları sınırlı tutulur, miktar bir kriter olmaktan çıkar. Benzer şekilde, bazı meyve ve sebze içeren ürünlerde ilave aroma verici kullanımı da söz konusu olabilmektedir. Bu uygulama; ürünlerin lezzet standardizasyonunun sağlanması ve raf ömrü boyunca aynı tat profilinin korunması amacıyla mevzuata uygun olarak, ürünlerimizin aynı lezzette kalmasını sağlamak amacıyla aroma vericiler destekleyici bir rol oynar. Bu tat destekleyici hammaddeler doğadan gelen mevsimsel ve bölgesel farklılıkları giderir, tüketicinin beklentilerini karşılar.
Bu noktada bizim için temel ilke, her koşulda tüketiciye karşı tam bir şeffaflık ve dürüstlük sergilemektir. Tüketicilerin markalarını, ürünlerini göz açıp kapayıncaya kadar kısa sürede değiştirebildikleri bir çağda şeffaf ya da dürüst olmayan, güven vermeyen şirketlerin hayatta kalması mümkün değildir. Şirket politikamız gereği, teknolojik olarak mümkün olan her üründe gerçek bileşen kullanımını belirli bir minimum seviyenin altına düşürmüyor, aroma vericileri sadece stabilite ve standardizasyon amacıyla destekleyici unsur olarak kullanıyoruz. Tüketicilerimizi yanıltabilecek ifade veya görsellere yer vermiyoruz. Böylece hem yasal yükümlülüklerimizi yerine getiriyor hem de dürüst ticaret ve tüketici güveni ilkesine sıkı şekilde bağlı kalıyoruz.
12.Türkiye'deki enflasyonist ortam göz önüne alındığında; Türkiye pazarındaki operasyonel kâr marjınız ile İngiltere veya ABD pazarındaki kâr marjınız arasında nasıl bir fark vardır? Türkiye'deki üretim maliyetlerinin düşüklüğü (işçilik, enerji vb.) son ürün fiyatına tüketici lehine yansıtılmakta mıdır?
Mevzuat kapsamında işletmelerin detaylı kâr marjlarını açıklama yükümlülüğü bulunmamaktadır; bu bilgiler ticari sır niteliği taşımaktadır.
Türkiye ve Birleşik Krallık'ta üretim yapan şirketlerimizin Kâr/Zarar tablolarına atıfta bulunarak, faaliyet kârı marjlarını karşılaştırdığımızda, benzer kategoriler için tüketici birim fiyatlarının daha yüksek olduğu Birleşik Krallık ve İrlanda'da Türkiye'den bir miktar yüksek olduğunu görmekteyiz. Dolayısıyla, maliyetin tüketiciye makul ve benzer bir faaliyet kârı marjı ile yansıtılması konusunda aynı disiplinin uygulandığı sonucuna varabiliriz.
13.Dünyanın en büyük fındık üreticisi olan Türkiye'de faaliyet gösteren bir firma olarak; ihraç ettiğiniz ürünlerde Türk fındığı ve buğdayını kullanmak taahhüdünüz nedir? Ürünlerinizdeki buğdayın ne kadarını yerli olarak temin ediyorsunuz?
Fındık için hem ihraç edilen hem de iç pazarda satılan tüm ürünlerde %100 oranında yerli kaynaklı Türk fındığı kullanılmaktadır. Hatta yurtdışındaki imalatlarımızda da Türk fındığı kullanılmaktadır.
Buğday için, ülkemiz topraklarına, iklim şartlarına uygun yerli tohum geliştiriyoruz ve kullanıyoruz. Buğday için yerel tedarik prensibimizdir. Ülkemizdeki buğday cinsi ve kalitesi yeterlidir. Eğer idare ithalat izni verirse bu durum ya sezonsal ya da yıllık hasat/verim koşulları gibi çeşitli faktörlere bağlı olmaktadır. Ayrıca Türkiye çok miktarda un ve unlu mamüller ihraç etmektedir. Sanayi ihraç kayıtlı buğday kullanmakta ve hatta bazen verim ve fiyat açısından makarna gibi bazı ürünlerde ithal buğday tercih etmektedir.
14.Sizce maliyet düşürmek adına ithal ikame hammadde kullanımı, yerli tarımın sürdürülebilirliğine zarar vermekte midir?
Yıldız Holding şirketleri ve tabii Ülker olarak sürdürülebilirlik stratejimizin temel unsurlarından biri, hammaddelerimizi yerli ve milli kaynaklardan tedarik ederek hem ülkemizin tarımsal üretimini desteklemek hem de tedarik zincirimizin dayanıklılığını artırmaktır. Bugün kullandığımız hammaddelerin %86'sını (kakao ve palm yağı hariç) yerli üreticilerden sağlıyor, bu oranı artırmak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Mesela 10 hammadde için yerel tedarikçi geliştirme projelerini tamamladık. Ayrıca bazı emülgatör ve gıda katkı maddelerini yerlileştirmek için Ar-Ge çalışmaları yürütüyoruz. Aliağa Bisküvilik Buğdayı Projesi kapsamında, bisküvi üretimine uygun, yüksek verimli, hastalıklara ve iklim değişikliğine dayanıklı yerli bir buğday türünü ülkemize kazandırdık. Yeni yerli buğday türleri geliştirilmesi ile ilgili çalışmalarımız devam ediyor. Yerli tedarikçilerimizi güçlendirmek ve sürdürülebilir kaynak kullanımını desteklemek amacıyla, 2000'li yıllardan beri fındık, mısır, buğdayın yanında meyve ve sebze için de Tedarikçi Sürdürülebilirlik Programı yürütüyoruz. Program, yerli tedarikçilerin kapasitesini, sürdürülebilirlik performansını ve uzun vadeli iş birliği potansiyelini sistematik olarak geliştirmeyi hedefliyor. Böylece hem ülke ekonomisine katkı sağlıyor hem de değer zincirimizde çevresel sürdürülebilirliği güçlendiriyoruz.
15.Sağlık Bakanlığı'nın obezite ve diyabetle mücadele eylem planları kapsamında; özellikle çocuklara yönelik ürünlerinizde tuz, şeker ve doymuş yağ oranlarını gönüllü olarak düşürmek için somut bir 'reformülasyon' takviminiz var mıdır, yoksa sadece yasal zorunluluk sınırlarında mı kalmayı tercih ediyorsunuz?
pladis Türkiye olarak ürünlerimizde yasal gerekliliklere ve sınırlamalara uymaktayız. Proaktif davranarak portföyümüzdeki şeker, tuz ve yağ oranlarını düşürmek çabalarımızı sürdürüyoruz ve müspet neticeler alıyoruz. Sonuçlar Yıllık Sürdürülebilirlik Raporlarımızda yayımlanmaktadır; kamuoyu erişimine açıktır, altta üç örnek madde bulabilirsiniz:
2020'den bu yana portföy genelinde 28 ton tuz ve 549 ton yağ azaltımı sağlanmıştır.
2016'dan bu yana portföy genelinde 5706 ton şeker azaltımı sağlanmıştır.
2030 Sürdürülebilirlik Hedefleri: 3000 ton şeker, 50 ton tuz ve 1000 ton yağ azaltmayı hedefliyoruz.
Ülker ürünlerinden glikoz şurubunu çıkardık ve ürünlerimiz trans yağ içermemektedir. 2026 yılında portföyden hidrojene yağların çıkarılması planlanmaktadır. Bu konularda mevzuatın önünde ilerlemeyi hedefliyoruz. Sağlık Bakanlığı özellikle şekerin azaltılması konusuna odaklanmaktadır. Aşağıdaki adımlarla şeker azaltma çalışmalarımıza devam ediyoruz:
Mesela yeni geliştirdiğimiz çocuk ürünleri, Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) Sodyum hedeflerine ulaşacaktır. Bu ürünler yapay renklendirici ve koruyucu içermeyecek, ayrıca tatlandırıcı bulundurmayacaktır.
Sivil Toplum Kuruluşları ile özellikle Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu (TGDF) ile yakın iş birliği içinde, Sağlık Bakanlığı ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nın gıda ve sağlıklı beslenme konusundaki stratejileriyle uyum sağlamak için aktif olarak çalışıyoruz. TGDF'nin Şeker Azaltma Çalışma Grubu'nun bir üyesi olarak, politika geliştirme süreçlerine katkıda bulunuyor ve Bakanlıklar tarafından yürütülen çalışmaları proaktif olarak destekliyoruz.
Bakanlık tarafından yürütülen sağlıklı beslenme çalışmalarını tüm imalat kategorilerimiz için yakından takip ediyoruz. Geçmiş yıllarda margarin kategorisi özelinde yürütülen istişare süreçlerine görüşlerimizle katkı sunduk. Bugün iç piyasaya sunduğumuz margarin portföyümüzde, Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenen 2023 tuz hedef değerlerini karşılıyoruz; hatta birçok ürünümüzde bu değerlerin oldukça altında seviyelerde bulunuyoruz.
Bunun dışında okul kantinlerine yönelik özel olarak geliştirilmiş ürünlerimiz bulunuyor. Örneğin ton balıklı bakliyat içeren protein değerleri açısından zengin salata gibi kalori ve tuz dengesi gözetilerek formüle edilmiş alternatiflerimiz; simit ve ekmek çeşitlerimiz bulunuyor. Bunun yanında kek, kurabiye ve börek, pizza, tost ürünleri gibi kategorilerde dengeli besin değerlerine sahip yeni ürün formülasyonları üzerinde çalışmalarımız sürüyor.
Yaklaşımımız sadece yasal gereklilikleri karşılamakla sınırlı değildir. Dünyadaki beslenme trendlerini, bilimsel çalışmaları ve tüketici beklentilerini yakından izleyerek ürünlerimizi sürekli geliştiriyoruz.
16.Ürettiğiniz ürünlerin çocuklar için sağlıklı olduğunu düşünüyor musunuz? Eğer değilse, bu ürünleri sağlık kriterlerine uygun hale getirmek için herhangi bir çalışmanız var mıdır?
Ürettiğimiz her ürün tüm yasal mevzuatlara uygun olarak ve yasal otoritelerin belirlediği standartlar dahilinde üretilmektedir. İnsan sağlığına doğrudan zararlı olduğu bilimsel olarak kanıtlanmış hiçbir bileşen içermemektedir. Çocuklar ve yetişkinler için ürettiğimiz tüm ürünlerimiz; dengeli beslenmenin bir parçası olarak güvenle tüketilebilir atıştırmalıklardır.
Bu konudaki yaklaşımımız yalnızca yasal gereklilikleri karşılamakla sınırlı değildir. pladis Türkiye olarak, özellikle çocuklara yönelik ürünler başta olmak üzere portföyümüzdeki şeker, tuz ve doymuş yağ oranlarını azaltmaya yönelik reformülasyon çalışmalarını uzun süredir sürdürmekteyiz. Bu kapsamda:
Ayrıca ürünlerimizde trans yağ bulunmamakta olup, glikoz şurubu kullanımına son verilmiş, 2026 yılı itibarıyla hidrojene yağların portföyden tamamen çıkarılması hedeflenmiştir. Yeni geliştirilen çocuk ürünlerinde Dünya Sağlık Örgütü'nün sodyum hedefleri dikkate alınmakta; yapay renklendirici, koruyucu ve tatlandırıcı içermeyen formülasyonlar tercih edilmektedir.
Şeker azaltımı konusunda ise; mevcut ürünlerde reformülasyon, şeker ilavesiz veya düşük şekerli alternatiflerin geliştirilmesi, porsiyon kontrolü, tüketiciyi daha dengeli seçeneklere yönlendirme başlıklarında çalışmalar yürütülmektedir.
Sağlık Bakanlığı'nın obezite ve diyabetle mücadele programları doğrultusunda yürütülen çalışmaları yakından takip ediyor, Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu (TGDF) başta olmak üzere ilgili paydaşlarla iş birliği içinde politika geliştirme süreçlerine katkı sağlıyoruz.
Bu doğrultuda hedefimiz, ürünlerimizi yalnızca mevzuata uygun hale getirmek değil; bilimsel gelişmeler, küresel beslenme eğilimleri ve toplum sağlığı beklentileri doğrultusunda sürekli iyileştirmektir.
17.Ürettiğiniz ürünlerin kaçı Sağlık Bilim Kurulu kriterlerine aykırıdır? Kantinlerde satışa uygun ve çocukların sağlığına uygun ürünler ürettiğiniz bir ürün grubunuz var mıdır?
Çocukların tüketimine uygun ürünler olarak şimdilik Tarım ve Orman Bakanlığı'nın "okul gıdası" uygulaması kapsamında kantinlerde satışa uygunluğu onaylanmış 11 farklı Okul Gıdası logolu atıştırmalık ürünümüz bulunmaktadır. Bu ürünler, Bakanlığın belirlediği kriterlere göre değerlendirilmiş ve okul kantinlerinde satışına izin verilmiştir.
Konuyu Yıldız Holding'in tüm kategorilerde ürettiği tüm ürün portföyü açısından ele aldığımızda ise tablonun kapsamı daha geniştir. Örneğin grup şirketlerimizden Besler, dondurulmuş sebze ve meyve ile konserve ton balığı üretmektedir. Taze veya dondurulmuş sebze ve meyveler ile balık ürünleri, uluslararası beslenme rehberlerinde ve reklam düzenlemelerinde genellikle "yeşil kategori" olarak adlandırılan ve tüketimi teşvik edilen gıda grubunda yer alır. Dolayısıyla daha geniş bir perspektiften bakıldığında, çocukların sağlıklı beslenmesine katkı sağlayabilecek pek çok ürünümüz bulunmaktadır.
Özetle, ürün portföyümüz farklı kategorilerden oluşuyor. Bir tarafta atıştırmalık ürünler bulunurken, diğer tarafta çocukların sağlıklı beslenmesine doğrudan katkı sağlayabilecek gıda kategorilerinde üretim yapan şirketlerimiz vardır.
Zaten tüm ürünlerimiz gıda üretiminde yetkili otorite olan Tarım ve Orman Bakanlığı'nca düzenlenmiş tüm yasal mevzuatlara uygun olarak üretilmektedir.
18.Tüketicilerin etiket okuma bilincine ulaşması ve farkındalığının gelişmesi ürünlerinizin satışı üzerinde nasıl etki etmektedir? Tüketicilerin bilinçlenmesini kamusal sağlığın korunması adına önemli buluyor ve bununla ilgili çalışmalar yapıyor musunuz?
Ürün etiketlerimiz, etikette yer alması zorunlu bilgileri düzenleyen ana çatı mevzuat doğrultusunda hazırlanmakta; içerik bilgileri ve beslenme bildirimi uzun yıllardır tüketicilerimizle açık ve şeffaf bir şekilde paylaşılmaktadır. Özellikle tüketicimizin dengeli beslenme için tercihlerini doğru yapabilmesini desteklemek amacı ile; öne çıkan beslenme bilgilerini de ambalaj ön yüzünde beyan etmekteyiz. Bu çerçevede, ürünlerimizle ilgili saklanan, gizlenen ya da tüketiciden bilerek kaçırılan herhangi bir bilginin olmadığını ve yaşadığımız bu şeffaflık çağında olamayacağını da özellikle ifade etmek isteriz. Tüketicisine dürüst olmayan şirketlerin geleceği yoktur. Bugüne kadar etiket içeriği konusunda hiçbir tekil müşteri şikayeti söz konusu olmamıştır.
Tüketicilerin gıda etiketlerini doğru okuma ve anlama becerisinin gelişmesini hem halk sağlığının korunması hem de gıda güvenilirliğinin doğru algılanması açısından son derece önemli buluyoruz. Bilinçli tüketicilerin, bilimsel ve şeffaf biçimde sunulan bilgiler doğrultusunda tercih yapmasının; uzun vadede güven ilişkisini güçlendirdiğine ve sürdürülebilir bir gıda ekosistemine katkı sağladığına inanıyoruz.
Bu doğrultuda, Sabri Ülker Gıda Araştırmaları Enstitüsü Vakfı, gıda ve beslenme alanında Türkiye'nin önde gelen bilimsel kuruluşlarından biri olarak 15 yılı aşkın süredir gıda okuryazarlığı, sağlıklı beslenme ve doğru bilgiye erişim odağında çalışmalar yürütmektedir. Vakıf bugüne kadar yaklaşık 12,5 milyon kişiye ulaşmış; bilimsel bilgi kirliliğinin azaltılması, toplumun güvenilir bilgiyle buluşturulması ve sağlıklı yaşam farkındalığının artırılması hedefleriyle çok sayıda projeye öncülük etmiştir.
Bu kapsamda yürütülen Yemekte Denge Eğitim Projesi, okul çağındaki çocuklarda sağlıklı beslenme bilincinin erken yaşta kazanılmasını amaçlayan ve uzun yıllardır ulusal ölçekte uygulanan en kapsamlı programlardan biridir. Ayrıca Hacettepe Üniversitesi iş birliğiyle hayata geçirilen Gıda ve Beslenme Okuryazarlığı Uygulama Alanı, üniversite gençliğine yönelik yenilikçi ve uygulamalı bir eğitim modeli sunmaktadır.
Vakıf, bilimsel bilgi paylaşımını desteklemek amacıyla her yıl ulusal ve uluslararası akademisyenlerin katılımıyla düzenlenen Uluslararası Beslenme, Sağlık Okuryazarlığı ve Eğitim Konferansları ile de önemli bir platform oluşturmaktadır. Bu konferanslarda; gıdada bilgi kirliliği, sosyal medyada yanlış bilgilendirme, çocukluk çağı beslenmesi, kronik hastalıklar ve toplum sağlığına ilişkin güncel bilimsel çalışmalar ele alınmakta, çözüm odaklı yaklaşımlar paylaşılmaktadır.
Bunun yanı sıra, vakfın bilim kurulu desteğiyle hazırlanan çok sayıda bilimsel yayın, eğitim materyali ve dijital içerik toplumun tüm kesimlerine açık olarak sunulmakta; beslenme ve sağlıklı yaşam alanında güvenilir bilgi kaynaklarına erişim sağlanmaktadır. Tüm bu çalışmalar, ulusal ve uluslararası uzmanlarla iş birliği içinde, tamamen bilimsel ve kâr amacı gütmeyen bir yaklaşımla yürütülmektedir.
Ayrıca, Tarım ve Orman Bakanlığı ile Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu (TGDF) arasında 2024 yılında imzalanan Gıda Okuryazarlığı Protokolünü; gıdada bilgi kirliliğinin önlenmesi ve tüketicinin doğru bilgiye erişiminin güçlendirilmesi açısından son derece değerli bir kurumsal adım olarak değerlendiriyoruz. TGDF'nin bu çerçevede gıda okuryazarlığını artırmaya ve yanlış iddialarla mücadeleye yönelik etkin çalışmalar yürüteceğine inanıyoruz.