Türkiye'nin en iyi haber sitesi

HINCAL ULUÇ
HINCAL'IN YERİ HINCAL ULUÇ

Zühre

HaberTurk kapandı.. Muhsin Kızılkaya'nın lezzetli yazılarını da internetten okuyabiliyorum artık.. Geçenlerde bir hafta sonu yazısı yazmıştı, "" diye.. Hani çocukluğumuzdan beri gezegenleri bize Güneş'ten itibaren, "Merkür, Venüs, Yer, Mars.." diye ezberletirler ya.. Zühre, ordaki Venüs'ün arapça adıdır. Bilirim de, Çolpan da Türkçesiymiş.. Onu bilmezdim işte, 'ı hem de nasıl sevdiğim halde manasını, bu yaşımda Kızılkaya'dan öğrendim iyi mi?.
(Öğrenmenin yaşı yok!.) Yazı öyle hoşuma gitti ki.. Kestim, sakladım.
"Zühre'nin Dünya Edebiyatı'nda ne çok yer tuttuğunu örnekleyen bölümünü bir tatil günü okurlarıma naklederim" dedim.. İşte o gün, bugün.. Keyifle okuyacaksınız. Hele sondaki Mevlana'dan naklettiği Harut ile Marut öyküsü, enfes ki ne enfes!.
Kızılkaya'ya teşekkürlerimle..

***

Çocukluğumun yaz ayları, bulutların arasında geçti.
Çıktığımız "Gera Şin" (Mavi Göl) yaylası, Gare dağlarının (Hakkâri) doruklarındaydı.
Bütün gün dağ bayır seker, geceleri ise erkenden yatağa girerdik.
Gece perde perde inerdi dağların doruklardan. Ay yoksa, aniden bıçak işlemez kör karanlık kaplardı her yeri.
Ve karanlığı ilk delen, o yıldız olurdu.
Sonra arka arkaya, teker teker tutuşturulan kandiller misali yanmaya başlarlardı öteki yıldızlar da.
O kadar yakın, o kadar yakındılar ki yıldızlar, elimizi uzatsak avuçlarımıza dolacak, sonra taşacak avuçlarımızdan, hepsi yere dökülüp kırılacak diye korkardık.
Uyurken adeta üzerimizi yıldızla örterdik.
Her yıldızın adını, her kümenin hikayesini bilirdik.
Şu "karanlığı ilk delen" yıldız var ya, onun adı "gelave j"dir. "Zühre" yani...
Devamlı göz kırpıp duruyor.
Yıldızların en işvelisi...
Bize yakın, göğün üçüncü katında yer alır. Musikişinaslar sever, hanendeler bayılır ona.
Türkçesi Çolpan, Arapçada Zühre, mitolojisinde adı Nahid, Yunan mitolojisinde Afrodit, Romalılarda Venüs adında tanrıçadır; kutsal olduğunu söyleyenler olduğu gibi aksini söyleyen meseller de var dünya edebiyatında.

***

'ın Mahrem romanından örnek veriyor, Kızılkaya..
"Zühre... Derler ki, aşk da unutulurmuş her şey gibi... Hem de yaşanıp bittikten, soğuyup küllendikten sonra değil, tam da doludizgin devam ederken unutulurmuş aşk...
Neyse ki, Zühre yıldızı varmış göğün üçüncü katında...
Halen aşık olup olmadıklarını ve eğer aşıklarsa kime aşık olduklarını hatırlamayanlar, göğün üçüncü katına çıkıp, Zühre yıldızının elindeki aynaya bakarlarmış...
Baktıklarında gördükleri yüz, aşık oldukları kişinin yüzü olurmuş...
Derler ki, bazıları sadece zifiri karanlık görürmüş aynada...
Böylelerinin hafızalarından şüphe etmeleri yersizmiş... Çünkü tekleyen hafızaları değil, yürekleriymiş..."

***
..Ve de Goethe'nin "Faust"tundan..
"Bayan Zühre'dir herkesi büyüleyen kimi erken, kimi geç tatlı bakışıyla.."
***
..Ve son örnek Mevlana'nın Mesnevi'sinden..
"Rumi bana 'Harut ile Marut'un hikayesini anlatmaya başladı" diye giriyor ve naklediyor, Kızılkaya...
"Harut ile Marut, Allah'ın iki sevgili meleğidir. Yeryüzünde insanoğlunun yaptığı kötülüklerin sebebini merak ederler. Allah'ın sevgili kullarının bu kadar acımasız olmalarına bir mana veremezler. Allah onları yeryüzüne gönderse, bütün kötülüklere son verecekler! Bu taleple Rabb'in huzuruna çıkarlar. Allah onlara der ki:
"İnsanlardaki nefsani hisler ve şehvet sizde olsaydı, sizler daha kötüsünü yapardınız. Sizi melek yapan şey, kalbinizde şehvetin olmamasıdır." Bunun üzerine iki melek, kalplerini şehvetle doldurarak kendilerini yeryüzüne indirmelerini talep ederler Allah'tan. Sınanmak isterler! Uzun tartışmalar sonucu, Allah ikisinin kalbini şehvetle doldurur ve Babil şehrinde görülmekte olan bir boşanma davasına kadı olarak gönderir.
Hani bir içim su dedikleri cinsten var ya öyle güzel, Zühre adında bir kadın kocasından boşanmak istiyor.
Harut ile Marut, Zühre'yi görünce ikisi aynı anda ona aşık olurlar. Bir yolunu bulur, kadınla buluşurlar. Ve ikisi de kadınla birlikte olmak ister.
Kadın tamam der ama şartları vardır.
"Ya kocamı öldürün, ya şarap için veya puta tapın." Şartların içinde en az zararlı olanı şarap içmektir. Sarhoş oluncaya kadar içerler.
Kadın isteklerini yerine getirir.
Birkaç gün sonra şehvet ikisinin de beynini kemirmeye devam eder, tekrar kadına giderler, bu kez yeni şartlar öne sürer kadın; her defasında hırsızlık yaparlar, cinayet işlerler, akla gelmedik kötülük neyse onu yaparlar. Her geçen gün kadının şartları ağırlaşır ancak gelin görün ki, şehvet her şeye baskın gelir.
Gün gelir, kadın artık bu kadarı da olmaz dedirten bir talep ileri sürer.
"Siz her gece duasını okuyarak gökyüzüne çıkıyorsunuz.
Bana da o duayı öğretin." Gözleri şehvetten kör olmuş Harut ile Marut bu şarta da "evet" derler ve kadına İsm-i Azam duasını öğretirler.
Kadın duayı okuyarak Allah'ın huzuruna çıkar.
Bir anda karşısında o "fettan" kadını gören Allah, elinin tersiyle bir tokat atar ona. Kadın, yediği tokadın etkisiyle uzay boşluğuna ışık hızıyla dalar, göğün büyülü boşluğunda kayar kayar, yıldız olur, durur bir yerde.
O günden itibaren orada duran yıldıza "Zühre" adı verilir, bir diğer adı "işveli" yıldızdır, devamlı göz kırpıp durur.
Harut ile Marut'a gelince...
Allah iki sevgili meleğinden, yeryüzü ile ahiret azabı arasında bir tercih yapmalarını söyler.
Yeryüzü azabı geçicidir nasılsa, ahiret ise sonsuz; yeryüzü azabını tercih ederler...
O günden itibaren Allah Harut ile Marut'u Babil Kulesi'ne ayaklarından baş aşağı asar.
Kıyamet gününe kadar orada asılı kalacaklar!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN