Küresel ticarette ezberler hızla bozuluyor. Uzun yıllar boyunca sanayinin ve ihracatın temel taşı olarak kabul edilen "Just in time", (tam zamanında) üretim modelleri artık geçerliliğini yitiriyor. Pandemiler, bölgesel ve küresel savaşlar, enerji ve emtia krizleri, iklim değişikliğinin üretim üzerindeki etkileri, ülkeler arası vergi savaşları ve öngörülemeyen tedarik zinciri kırılmaları, dünya ticaretinde zaman kavramını yeniden tanımlıyor. Bugün gelinen noktada, ürünün ne zaman teslim edileceğinden çok, teslim edilebilir olup olmadığı konuşuluyor. Bu yeni tablo, özellikle KOBİ'ler ve sanayiciler için köklü bir zihniyet değişimini zorunlu kılıyor.
YENİ DÖNEM BAŞLADI
Bir dönem maliyetleri düşürmenin anahtarı olarak görülen "Just in Time" yani tam zamanında üretim anlayışı, son beş yılda yaşanan küresel şoklar karşısında ciddi biçimde sorgulanmaya başlandı. Salgın döneminde duran fabrikalar, limanlarda aylarca bekleyen konteynerler, savaşlarla birlikte kesilen enerji ve hammadde hatları bu modelin kırılganlığını net biçimde ortaya koydu. Bugün birçok sanayi kuruluşu ve ihracatçı firma, teslim sürelerini haftalarla değil, aylarla ifade ediyor. Türkiye'de KOBİ'ler artık müşterilerine 3 ay, 6 ay hatta bazı sektörlerde 9 aya varan teslim süreleri sunuyor. Avrupa ve Asya pazarlarında ise bu sürelerin daha da uzadığı görülüyor.
HIZ DEĞİL DAYANIKLILIK
Bu dönüşümün merkezinde KOBİ'ler yer alıyor. Büyük ölçekli firmalar finansal güçleri ve stok kapasiteleri sayesinde dalgalanmalara daha kolay uyum sağlarken, KOBİ'ler için yeni ticaret düzeni hem risk hem de fırsat barındırıyor. Artık rekabet, sadece hızlı üretimle değil; esnek planlama, alternatif tedarik, stok yönetimi ve kriz senaryoları ile kazanılıyor. Sanayiciler, tek bir tedarikçiye veya tek bir coğrafyaya bağımlı olmanın bedelini ağır şekilde ödedi. Bu nedenle KOBİ'ler üretim planlarını daha geniş zaman aralıklarına yayarak, belirsizliği yönetilebilir hale getirmeye çalışıyor. Uzmanlara göre yaşanan bu değişim, taktik üretim anlayışının da sonuna gelindiğini gösteriyor. Günlük, haftalık ya da sipariş bazlı reflekslerle yürütülen üretim modelleri; çoklu kriz ortamında sürdürülebilir olmaktan çıktı. Yerini daha stratejik, daha temkinli ve uzun vadeli planlamaya bıraktı. Sanayiciler artık "bugün ne üretelim" sorusundan çok, "önümüzdeki altı ayda neye erişebiliriz" sorusuna yanıt arıyor. Bu da üretimden lojistiğe, finansmandan insan kaynağına kadar tüm iş yapış biçimlerinin yeniden kurgulanmasını beraberinde getiriyor.
BELİRSİZLİKLER KATLANDI
Zaman kavramının esnemesinde iklim krizinin payı da giderek artıyor. Kuraklık, aşırı yağışlar, orman yangınları ve doğal afetler; tarım hammaddelerinden sanayi girdilerine kadar birçok alanda arzı doğrudan etkiliyor. Bunun sonucunda emtia fiyatları ani ve sert dalgalanmalar yaşıyor. Bu dalgalanmalar, daha önce "öngörülebilir" kabul edilen üretim takvimlerini anlamsız hale getiriyor. Sanayici artık maliyetini, teslim süresini ve hatta üretim kapasitesini aynı anda garanti edemiyor. Bu da ticarette güven ilişkisinin yeniden tanımlanmasına yol açıyor.
ESNEK OLAN KAZANIYOR
Tüm bu gelişmeler ışığında, küresel ticarette yeni bir normal oluşuyor. Uzun vadeli ve kesin tarihli sözleşmeler yerini, esnek teslim süreleri içeren anlaşmalara bırakıyor. Alıcılar da satıcılar da belirsizliği kabullenmiş durumda. Türkiye'de özellikle ihracatçı KOBİ'ler, müşterileriyle daha şeffaf ve gerçekçi iletişim kurarak ayakta kalmaya çalışıyor. Uzmanlar, bu dönemde ayakta kalmanın yolunun "hızlı olmak" değil, krize dayanıklı olmak olduğunu vurguluyor.
STRATEJİ ÇALIŞIYOR
Özetle, küresel ticarette artık saatler, günler ve dakikalar değil; senaryolar, esneklik ve adaptasyon yeteneği belirleyici oluyor. Sanayi için zamanın hükmü biterken, stratejinin ve dayanıklılığın ön plana çıktığı yeni bir dönem kapıyı aralıyor.