Türkiye ekonomisinde üretimin rotası değişiyor. Yıllarca fason üretim, düşük ve orta teknolojili imalat üzerinden büyüyen KOBİ'ler, artık teknoloji, Ar-Ge ve fikri mülkiyet yarışında daha görünür hale geliyor. Savunma sanayisinde binlerce şirketi içine alan teknoloji ekosisteminin büyümesi, üniversite-teknopark iş birliklerinin artması ve ihracatçı şirketlerin daha yüksek katma değerli ürünlere yönelmesi patent rakamlarına da yansıdı.
11 BİNİ AŞAN PATENTTEN YENİ REKORA
2026'nın ilk altı ayında yerli patent başvuruları geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 31.2 arttı. Türkiye'nin üretim altyapısındaki teknolojik dönüşümün önemli göstergelerinden biri olarak değerlendirilen artış, patent ekonomisinde yeni bir döneme işaret ediyor. Türkiye'nin patent performansında son yıllarda dikkat çekici bir ivme var. Yerli patent başvuruları 2025'te bir önceki yıla göre yüzde 12 artarak 11 bin 394'e ulaşmıştı. Aynı dönemde patent tescilleri de yüzde 10 artışla 3 bin 738'e yükselmişti. 2026'nın ilk yarısında ise tempo daha da hızlandı. Yerli patent başvurularındaki yüzde 31.2'lik artış, Türkiye'nin yalnızca üretim kapasitesini değil, ürettiği teknolojinin mülkiyetini elinde tutma kabiliyetini de artırmaya başladığını gösteriyor.

KOBİ İÇİN YENİ SERMAYE: PATENT
Dönüşümün merkezinde ise küçük ve orta ölçekli teknoloji şirketleri bulunuyor. Bir KOBİ'nin değeri artık yalnızca fabrikasındaki makineler, üretim kapasitesi, cirosu veya bilançosuyla ölçülmüyor. Geliştirdiği bir sensör, üretim yöntemi, yazılım, elektronik sistem, yeni malzeme veya makine teknolojisinin fikri mülkiyet hakkı da şirketin sermayesine dönüşüyor. Patent KOBİ açısından üç kritik kapıyı açıyor: Küresel şirketlerin tedarik zincirlerine girmek, yatırım çekmek ve geliştirdiği teknolojiyi uluslararası pazarda koruyabilmek.
SAVUNMA SANAYİİ TEKNOLOJİ OKULUNA DÖNÜŞTÜ
BU dönüşümün en güçlü örneğini savunma sanayii veriyor. Türkiye'nin savunma ve havacılık ihracatı 2025 yılında yüzde 48 artarak 10 milyar 54 milyon dolarla tarihi rekor kırdı. Bunun 9 milyar 870 milyon dolarını mal, 184 milyon dolarını ise hizmet ihracatı oluşturdu. Bugün Türk savunma sanayii 3 bin 500'ün üzerinde firmadan oluşan dev bir teknoloji ekosistemine ulaşmış durumda. Sektörde yürütülen proje sayısı 1.400'ü aşarken, doğrudan istihdam 100 bin kişiye, sektör cirosu ise 20 milyar doların üzerine çıktı.
EKONOMİK DEĞERİ BÜYÜTMELİYİZ
DESTEK Patent Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Yamankaradeniz de Türkiye'nin patent performansındaki yükselişin önemli olduğunu ancak bundan sonraki dönemde odağın ticarileşmeye çevrilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Yamankaradeniz, özellikle biyoteknoloji, sağlık teknolojileri, temiz enerji, ileri üretim teknolojileri, elektronik sistemler ve savunma sanayiinin Türkiye'nin yüksek katma değerli patent üretme potansiyelinin en yüksek olduğu alanlar arasında bulunduğunu belirtiyor. Patentlerin artık yalnızca hukuki koruma sağlayan belgeler olmadığını, şirketlerin değerini artıran, yatırım kararlarını etkileyen, teknoloji transferini kolaylaştıran ve ihracatta rekabet avantajı yaratan stratejik varlıklara dönüştüğünü vurgulayan Yamankaradeniz, şöyle konuşuyor: "Yerli patent başvurularındaki artış, sınai mülkiyet hakları bilincinin geliştiğini ve Ar-Ge yatırımlarının daha fazla çıktıya dönüşmeye başladığını gösteriyor. Ancak küresel rekabetin geldiği noktada yalnızca başvuru sayılarını artırmak yeterli değil. Bugün teknolojiye yön veren ülkeler, ürettikleri bilgiyi koruyabilen, bunu ticarileştirebilen ve uluslararası pazarlarda değer oluşturabilen ülkeler. Türkiye'nin de önündeki en önemli hedef, patent üreten bir ülke olmanın ötesine geçerek patentten ekonomik değer üreten ülkeler arasında yer almak olmalı."