Türkiye'nin sanayi üretimi pandemi öncesinin yüzde 31 üzerine çıkarken yüksek teknoloji grubunda yıllık üretim artışı yüzde 36,8'e ulaştı. Türkiye sanayisinin son dönemde açıkladığı üretim ve istihdam verileri, ekonomide dikkat çekici bir ayrışmaya işaret ediyor. Bir tarafta pandemi öncesinin belirgin biçimde üzerine çıkan sanayi üretimi, yüksek teknolojide çift haneleri aşan büyüme ve 250 milyar dolara yaklaşan sanayi katma değeri bulunuyor
PANDEMİ ÖNCESİNİN YÜZDE 31 ÜZERİNDE
Türkiye sanayisinin performansı özellikle Avrupa'nın büyük üretim ekonomileriyle karşılaştırıldığında ayrışıyor. Açıklanan verilere göre sanayi üretimi pandemi öncesindeki seviyenin yaklaşık yüzde 31 üzerine çıktı. Buna karşılık Avrupa'nın önde gelen sanayi ülkelerinde üretim henüz pandemi öncesindeki düzeylerine dönemedi. Bu ayrışmanın arkasında Türkiye'nin otomotivden makineye, kimyadan beyaz eşyaya ve savunma sanayisinden elektronik üretimine kadar genişleyen üretim tabanı bulunuyor. Türkiye'nin yıllık toplam ihracatı 276 milyar dolar düzeyine ulaşırken bunun yüzde 95'ini sanayi ürünleri oluşturuyor. Sanayinin yıllık yarattığı katma değer ise 250 milyar dolara yaklaşmış durumda. Rakamlar, sanayinin Türkiye ekonomisinin ihracat kapasitesindeki belirleyici konumunu koruduğunu ortaya koyuyor. Otomotivde yaklaşık 42 milyar dolar, kimyada 32 milyar dolar ve makinede 29 milyar dolarlık ihracat büyüklüğü, üretim yapısının farklı sektörlere yayıldığını gösteriyor.

YÜKSEK TEKNOLOJİDE YÜZDE 36.8 ARTIŞ
Ancak üretimdeki büyümenin kompozisyonunda daha dikkat çekici gelişme teknoloji yoğun sektörlerde yaşanıyor. Nisan ayında toplam sanayi üretimi yıllık yüzde 6, imalat sanayisi üretimi yüzde 6,8 yükselirken yüksek teknoloji grubundaki üretim artışı yüzde 36,8'e ulaştı. Sanayi üretimi aynı ay bir önceki aya göre de yüzde 3,7 arttı. Yüksek teknoloji üretimindeki yüzde 36,8'lik artışın toplam sanayi üretimindeki yüzde 6'lık yükselişin altı katından fazla olması, sanayideki büyümenin yalnızca üretim hacmi üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini gösteriyor. Üretimin teknoloji kompozisyonundaki değişim, daha yüksek katma değer ve çalışan başına daha yüksek üretim kapasitesi açısından önem taşıyor. Bu dönüşüm aynı zamanda sanayideki istihdam gerilemesini açıklayabilecek unsurlardan birini oluşturuyor. Teknoloji yoğun sektörlerde üretim artışı, emek yoğun sektörlerden farklı olarak aynı oranda istihdam artışı yaratmayabiliyor. Robotik sistemler, otomasyon, yapay zeka destekli üretim süreçleri ve dijital fabrikalar yaygınlaştıkça birim üretim için gereken çalışan sayısı azalırken çalışan başına yaratılan katma değer yükseliyor.

ÜRETİM ARTIYOR İSTİHDAM HİZMETLERE KAYIYOR
Temmuz ayı ücretli çalışan verileri bu dönüşümün istihdam tarafındaki ilk işaretlerini veriyor. Türkiye genelinde ücretli çalışan sayısı yüzde 1,7 artmasına rağmen sanayide yüzde 1,5 gerileme yaşanması, yeni istihdamın ağırlıklı olarak sanayi dışındaki sektörlerde oluştuğunu gösteriyor. İnşaatta yüzde 3,5 ve ticaret-hizmet sektörlerinde yüzde 3,1'lik istihdam artışı bulunurken sanayinin negatif bölgede kalması, ekonomide işgücünün sektörel dağılımının da değiştiğini ortaya koyuyor. Bu durum sanayinin küçüldüğü anlamına gelmiyor. Tersine üretim verileri sanayi hacminin büyümeye devam ettiğini gösteriyor. Buradaki temel farklılık üretimin istihdam yaratma kapasitesinin üretim artış hızından ayrışması. Başka bir ifadeyle Türkiye sanayisi daha fazla üretirken, aynı ölçekte daha fazla çalışan kullanmayan bir yapıya doğru ilerliyor.
250 MİLYAR DOLARLIK SANAYİ EKONOMİSİ
Sanayideki dönüşümün ölçeğini ortaya koyan bir başka gösterge yaratılan katma değer. Türkiye'de yıllık sanayi katma değerinin 250 milyar dolara yaklaşması, üretim ekonomisinin ulaştığı büyüklüğü ortaya koyuyor. Toplam ihracatın yüzde 95'inin sanayi ürünlerinden oluşması da döviz kazandırıcı faaliyetlerde sektörün merkezi konumunu gösteriyor. Bu noktada Türkiye açısından kritik mesele yalnızca üretim hacmini artırmak değil, üretilen her bir ürünün yarattığı katma değeri yükseltmek olacak. Yüksek teknoloji üretimindeki hızlı artış sürdürülebilirse, aynı miktarda ham madde, enerji ve işgücü kullanılarak daha yüksek ekonomik değer yaratılması mümkün hale gelebilir. Savunma ve havacılık, elektronik, haberleşme teknolojileri, ileri makine, biyoteknoloji, yarı iletkenler, enerji teknolojileri ve elektrikli araç ekosistemi bu dönüşümün temel alanları arasında bulunuyor. Türkiye'nin geleneksel sanayi üretiminden teknoloji yoğun sanayiye geçişinin hızı, önümüzdeki dönemde ihracatın kilogram değerinden verimlilik artışına kadar birçok ekonomik göstergeyi doğrudan etkileyecek.