Malum İstanbul'daki bazı mekânlar New York'takilerin "Yok artık," dedirtecek kadar bire bir kopyası. Şişhane'de geçen yıl açılıp bu yıl kapanan Public misal, Elizabeth Caddesi'nde, Prince'le Spring'in arasındaki aynı adlı yerin milimi milimine tıpatıpıydı. Biraz bu taklitçiliğimize itimat ederek, biraz da steakhouse kuşatması altında boğulmuşlukla bahse girebiliriz: Evet, yeni konsept kesin bu! Sakatat gümbür gümbür geliyor! Bu başka model afili sakatatçıların bizde de boy göstermesi uzak olamaz. Apik'in, Lale'nin yeri bâki ama işkembe, kelle, paçayla başka sofralarda da buluşmak, şarküteri dışında da ağız tadıyla dil yemek, uykuluk için Haliç dışına çıkmak, bunları mesela bir Autoban aydınlatmanın altında tatmak hayal olamaz. Yatırımcılar, tasarımcılar hiç korkmasın. Sıfır risk. Değil mi ki steakhouse sevdası bu noktaya vardı, İstanbullu burjuvalar ve gölgeleri moda diye çiğ tavuk ciğerini leblebi çekirdek niyetine yutar. Takipteyiz.