15 TEMMUZ ÜZERİNE TEZLER YAZILMALI
15 Temmuz'a katılan ve halkın üstüne ateş açan Silahlı Kuvvetlere mensup birlikler, Harbiye'nin adeta bir Kemalist Parti gibi yılları aştığı efsanesinin bir balon olduğunu açığa çıkartmışlardır. Fetullah Gülen'e bağlı subayların ve askeri öğrencilerin sayıları, şaşırtıcı ölçüde olmuştur.
15 Temmuz darbe girişimi, her şeyden ve Türkiye'deki uçan kuştan bile haberleri olan NATOmüttefiklerimizin, Türk demokrasisine verdikleri önemin derecesini de göstermiştir.
Daha önce Arap Baharı'nı Mısır'da darbeye dönüştürenler, Türkiye'de de aynı oyunun sergilenmesine seyirci kalmışlardır.
Ancak darbe girişiminin başarısız olduğu anlaşıldıktan sonra bu girişimi kınayanlar, herhalde unutulmayacaklardır.
ŞAŞKIN DARBECİ NERESİNDEN DALAR?
Darbe dediğin, perşembeyi cumaya bağlayan gece yapılır.
Cuma günü sokağa çıkma yasağı ilan edilir, akşama doğru da kaldırılır. Hafta sonu nasıl olsa ortalık mayna olacaktır. Amaç halkın bankalara saldırmasını önlemektir. (O zamanlar ne kredi kartı vardı ne de ATM makinesi.)
Bu dıngıllar cuma akşamı yapmaya kalktılar, İstanbul trafiğinin de en yoğun olduğu saatte.
Paniklemişlerdi, Yüksek Askeri Şura yaklaşıyordu, hepsi değilse bile "üst kademeleri" tasfiye edilecekti. Vakitleri kalmamıştı.
Karikatür gibiydi olay: Köprünün (iki köprüden yalnızca birinin!) Asya'dan Avrupa'ya giden yolu tanklarla kesilmiş, ters yönde, yani Avrupa'dan Asya'ya giden yolda da trafik tıkanmış! Millet maç seyreder gibi bunlara bakıyor...
Karikatür olmadığı çok çabuk anlaşıldı.
Darbeler konusunda hayli zengin olan tarihimizde "halka ateş açan" ilk şerefsizler oldular. Cumhurbaşkanımızı öldürmeye çalıştılar, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni bombaladılar.
Fakat halkın direneceğini hiçbiri düşünmemişti!
Herhalde darbeyi yönlendiren Amerikan gizli servisi de bunu hiç hesaba katmamıştı. Daha önce yaptırdıkları bütün darbelerde halk kuzu gibi sessiz kalmış, seyretmiş, kabullenmişti. Gene bunu bekliyorlardı.
Fakat iki yüz elli bir şehit verdik.
Semih Paşa denilen deyyus da, herhalde bir kahramanın çıkıp onu alnının şakından vurabileceğini hiç hesaba katmamıştı.
MİLLİ İRADENİN VE DEMOKRASİNİN ZAFERİ!
15 Temmuz'daki FETÖ hain darbe girişimini bertaraf eden toplumsal birlik ve beraberliğin, Türk halkını tankın önüne yatıran, üstüne çıkaran; ağır silahlara, helikopter ve savaş uçaklarına meydan okutan cesaret, özgüven ve motivasyonun önemli sac ayaklarından birisini 'ekonominin demokratikleşmesi' oluşturmaktadır. Son 15 yılda girişimciliğin önünü tıkayan, ticareti, üretimi eziyetleştiren bürokrasi azaltılmış; gerçek bir piyasa ekonomisi yapısının kurumsallaşmasına yönelik önemli adımlar atılmıştır. Ekonomi yönetiminde iş dünyasına bakış açısında önemli bir zihinsel dönüşüm gözlemlenmiştir. Daha da önemlisi, Türk iş dünyasının uluslararası diplomaside 'yumuşak güç' olarak etkinliğini artırmak adına, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) gibi kuruluşlar yeniden yapılandırılmış, Türkiye İhracatçılar Meclisi'nin etkinliği artırılmış; iş dünyasını temsil eden sivil toplum kuruluşlarının dünya ölçeğinde etkin bir kurumsal iletişim ağı oluşturmalarına destek olunmuştur.
15 TEMMUZ'A KONTROLLÜ DARBE DİYEN KILIÇDAROĞLU…
Evet, kimileriniz bu genç için, başarılı oyuncu Ozan Güven'in gençlerin diline doladığı o kalıbı tekrar edip "İçkiliydi bilmem ne" diye söyleniyor olabilir.
Bense kayda bakınca, önce, o gece ülkede kimileri kadehlerini FETÖ'cülerin tankları için kaldırırken, kimilerinin de kadehlerini darbeci tepelemek için indirdiğini görüyorum.
Ayrıca bir de olayı şu yönden düşünün.
Delikanlı arkadaşımızın o gece o kafayla bile olayı anlaması ardından da yurttaşlık görevini yerine getirip harekete geçmesi takdire şayan.
Haksız mıyım? Baksanıza 15 Temmuz'a iki yıldır "kontrollü darbe" diyen Kılıçdaroğlu ancak farkına varmış olan bitenin.
Dün, "düzmece" dediği darbenin püskürtülmesini "15 Temmuz bir destandır" sözleriyle kutluyordu!
Üstelik biliyorsunuz, millet sokakta ne içiyorsa bırakıp direnirken, Kemal Bey kalkışmayı ayağında terlikle TV'den izlerken alkol de almıyordu... Resimler net. Masada çay bardakları var.
Ayık yani.
Hayır hayır, Muharrem İnce'nin seçim gecesi içkili olduğuna, hatta sızdığına dair ortaya atılan iddialara girmeyeceğim.
Çünkü konuyu Kemal Bey'e bağlamışız gibi olur. E o da Kemal Bey'e haksızlık olur.
15 TEMMUZ VE SONRASI ÜZERİNE NOTLAR
Unutmadık, unutmayacağız... Çok sık tekrarlıyoruz bu sözü. Ama sözler, sloganlar, sembolizmler sosyal hafızayı diri tutmaya yetmez ve kötülüğün tekrarını önlemez. Unutmamak, anlamaktır; enine boyuna anlamak için çabalamayı bırakmamaktır. Unutmamak, eylemdir; her gün "o gün" gibi yaşamaktır. Unutmamak, duadır; dualarımızda yaşayandır.
Nasıl unuttururlar? Ya 15 Temmuz'da yaşadıkların hakkında şüphe uyandırılıp yerine bir başka hikaye yerleştirilir ("Sen ne yaşadın ki, hiçbir şey bilmiyorsun" diye tekrar edip durur kötülük!) ya da dikkatler başka bir güne, olaya, yere doğru çekilir. ("20 Temmuz darbesi" lafazanlığı bu bakımdan hiç hafife alınmayacak bir düşman operasyonudur.)
Baktım, meşum darbe girişiminden dört ay sonra şunları yazmak zorunda kalmışım: "Bir tür ruhsal kayganlık ve pişkin bir kayıtsızlık... Sanki 15 Temmuz olmamış! Bombalar, tanklar, jetler, helikopterler... Şehitler, gaziler... Hiçbiri yok! Sanki iki saatliğine bir film izlenmiş de salonun ışıkları yanınca her şeyi unutmuş gibiler. Hiç azımsanmayacak boyutta bir toplumsal kesimin toplu halde Dünya Barış Günü'nü, Hayvan Hakları Günü'nü, Kahve ve Makarna Festivali'ni hiç sektirmeden takip edip 15 Temmuz'u zihninden silmesi nasıl bir şey?" Bu tablo günümüzde değişti mi? Hayır!
HEMŞERİM ÖMER HALİSDEMİR
Belediye Meclisi kararı... 15 Temmuz hain darbe girişimine karşı milletçe sergilenen direnişin "Sembol ismi" Ömer Halisdemir'in doğduğu Çukurkuyu beldesinin fahri hemşerisiyiz.
Hemşerilere eli boş gitmek olmaz.
Balıkesir kolonyası... Ve tişört...
Üzerinde "Vatan sana canım feda" yazılı.
Şehidin abisi Doğan Halisdemir... Duygulandı... Tişörtü öptü.
Kardeşi Soner Halisdemir...
"Ben bu tişörtü 15 Temmuz günü giyeceğim" dedi.
Çukurkuyu Belediye Başkanı İleri Koçak "Tişörtle fotoğraf çektirmek" istedi.
Üçümüz (İleri Koçak, Soner Halisdemir... Ve biz) tişört elimizde...
Hatıra fotoğrafı çektirdik.
BAKAN ZİYA SELÇUK ÖĞRETMENİ YÜCELTECEK
Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Ziya Selçuk, teoride ve pratikte kendini ispat etmiş, eylem-söylembütünlüğünde başarılı olmuş bir değerimiz.
Devlet Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, gelecek nesillerin inşası için onu seçmiş, eğitimi onaemanet etmiş.
Toplumun her kesimince hüsnükabul gören Dr. Selçuk'un, sorun yumağı eğitime çeki düzen vermesi, hepimizin umudu… Öğretmenleri yüceltmek ise birincil önceliği… Zira öğretmensiz eğitim olmaz.
Yetersiz öğretmen ile hiç olmaz.
Peki, öğretmen yetersiz kalırsa ne mi olur? ÖĞRETMENİN eğitmekte yetersiz kaldığını;
POLİS yakalamak, HÂKİM tutuklamak, GARDİYAN beklemek zorunda kalır.
Bilgiye erişimin artık her yerde her şeyle mümkün olduğu çağda, bizlere ezber yükleyecekdeğil, nitelikli bilgiyle yüceltecek öğretmenlere ihtiyacımız var.
Bilgi, müminin yitik malıdır; nerede bulsa, alır… Teknoloji, bilgiyi bugün parmağımızın ucuna getiriyor. Nitekim Devlet Başkanı Erdoğan'ın Fatih Projesi'ne verdiği önem, çocuklarımız bilgiyi bulsun, kullansın diyedir.
BAŞARAMADILAR BAŞARAMAYACAKLAR
Kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, yeni kabinenin eylem planını bile görmeden not düşürdü. Ne bekliyordunuz ki?
Bunlar, Türkiye artık darbelere geçit vermeyen bir ülke olduğunu ispatladığı 15 Temmuz gecesinin, haftası geçmeden tetiklerini çekmemişler miydi? Kimi not düşürüp kimi tehdit etmemiş miydi? Zaten 15 Temmuz'da karşılaştıkları Türkiye'nin artık demokrasiden vazgeçmeyeceğini anlayınca, dolarla, notla, algı operasyonlarıyla ekonomiye saldırarak son iki yıldır sandığı devirmeye çalışmadılar mı? Türkiye bu oyunlara aşina artık... Ama tabii insan yine de düşünmeden edemiyor. Gezi olaylarının faturası 157 milyar dolar, 17-25 Aralık yargıya darbe girişiminin faturası 120 milyar dolar, 15 Temmuz'un faturası 300 milyar TL, on yıllarca süren PKK terörünün maliyeti yaklaşık 500 milyar dolar... Yani Türkiye rahat bırakılsa bugün 3.1 trilyon TL'yi bulan GSYH'si belki de iki katına çıkacaktı. Belki de 2023 hedefi ilk 10 ekonomi içine girmek değil, ilk 5 olacaktı.
15 TEMMUZ'U FARKLI KILAN NEDİR?
15 Temmuz, belirgin bir ideolojik mesajı olmayan, toplumsal tabandan yoksun, gelecek tasavvuru sunmayan bir kapalı yapının hayata geçirdiği darbe girişimidir.
Bu girişimin, 15 Temmuz gecesi başarı sağlasa bile 16 Temmuz günü "Türkiye'yiyönetemeyeceği"nin görülememiş olması imkânsızdır. Buna rağmen mesianik beklentilerle düğmeye basılmış olması, Talât Aydemir'in gözü kara 1962 ve 1963 darbe girişimlerini anımsatırsa da böylesi bir kıyaslama yanıltıcı olur.
Bu bağlamda değerlendirildiğinde, 15 Temmuz'u, kullandığını zannettiği yabancı istihbarat örgütlerinin taşeronu haline geldiğini göremeyen, "2016 Türkiyesi" karmaşıklığındaki bir topluma birkaç tabur asker, birkaç bin bürokrat ve güvenlik görevlisi ile el koyacağını, "cahil halkın önüne ne konulursa yiyeceğini" varsayan kapalı bir yapının uzaktan kumandalı eylemi olarak görmek anlamlı olur. Düğmeye basarak "ihtilâl" başlattığını düşünen bu yapı gerçekte "kendisinin bir düğmeye dönüştüğünü" algılayamamıştır.
15 Temmuz girişiminin yeni Ortadoğu şekillenirken Türkiye'ye kaybettirdiği zemin, yarattığı toplumsal tahribat ve neden olduğu geniş kapsamlı mağduriyetler, düğmeye bastıklarını düşünenlerin "başarısız," buna karşılık "düğme"nin "işlevsel" olduğunu kanıtlamıştır.
O GECE SADECE FETÖ'YÜ DEĞİL BATI'YI DA DEVİRDİK
Evet, işgalin çok uluslu bir Haçlı saldırısı olduğu ve önceden planlandığının en büyük kanıtlarından biri de Batılı medyanın darbe gecesi devreye soktuğu yoğun kara propagandaydı.
Arap medyası ve İslam ülkeleri, "Türkler, vatan ne demek iyi biliyor!" diye coşku ve gıptayla direnen halkımıza destek verirken Haçlı medyası "Cumhurbaşkanı Erdoğan Almanya'dan sonra İngiltere'den de sığınma talebinde bulundu.
Uçağı Berlin yolunda" diye kirli manşetler atıyordu.
Nitekim Batılı medya daha işgal girişiminin ilk dakikalarından itibaren milli iradeyi rehin almaya çalışan darbecileri övgüye boğdu.
Tıpkı Mısır'da olduğu gibi darbeyi bir 'milli kalkışma' ve 'otoriter Erdoğan yönetimine halkın isyanı' şeklinde sundular.
Fakat darbecilerin başaramayacağı anlaşılınca Batılı medya bu kez hep bir ağızdan "Bu bir tiyatro", "Nazilerin piyesi" ve "Erdoğan gücünü şimdi daha da pekiştirecek" diyerek ağlaşmaya başladı hemen.
Bu kirli medyadan demokrasi destanı yazan kahraman milletimize tek satır da olsa bir övgü cümlesi göremedik.
Göremezdik de!
Çünkü milletimiz o gece sadece FETÖ'cü darbecileri değil ülkemize saldıran Batı'yı da devirmişti.
YA FETÖ'CÜLER BAŞARSAYDI…
"Yeni Türkiye'yi tartışıyoruz haftanın başından beri..
Yeni Anayasa.. Yeni sistem..
Başkan.. Yeni Kabine.. Yeni Meclis.. Yeni Meclis Başkanı..
Tartışmak iyi şey..
Kendilerini "Her öküzün altında buzağı aramakla görevli sanan, bu yüzden her şeye muhalif olanlar" dahil, tartışmak çok iyi şey..
Çünkü hala "Tartışabiliyor olmak" çok güzel şey..
Eğer iki sene evvel bugün, yani 15 Temmuz 2016'daki o hain darbe teşebbüsü başarıya ulaşsaydı, ki ulaşabilirdi..
İki senedir nasıl bir temizlik sürüyor, askerde, poliste hala bitmediler..
Hala her gün yüzlercesi..
Nasıl bir devlet olurdu,
FETÖ'nün Türkiyesi?.
Nasıl bir cehennemden dönmüşüz bir düşünün..
Ne "Yeni Türkiye"si..
Eski Türkiye'yi bile tartışır olabilir miydik bugün!.
Nasıl kıl payı sıyrıldık o düşünmesi bile tüylerimizi ürperten sondan?.
Bir minik cep telefonu..
O telefonda görüntülü konuşma imkanı olması..
Cumhurbaşkanı'nın, tatil yaptığı sahil köyünden, işgal edildiği halde, önceden önlem alan Genel Yayın Müdürü sayesinde gizli bir odadan yayınını sürdüren kanala, o telefonla canlı bağlanıp halka seslenmesi..
"Sokağa çıkın.. Tutulan köprü başlarına, meydanlara koşun. Rejime, ülkeye sahip çıkın. Ben de İstanbul'a geliyorum" demesi..
Halkın meydanlara koşması..
ÖLÜME MEYDAN OKUNAN GECE
Saat 20.55 İstanbul Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'nde bir sahne...
Köprüyü tutan bir grup polisle vatandaş karşı karşıya gelir. Polis, vatandaşların köprüyü geçmelerine izin vermek istemez ve o an aralarında belki de tarihimizin en anlamlı sahnesi yaşanır.
Bir polis memuru sakin sakin açıklama yapar:
"Geri geçin şöyle, şu anda sizin sorduğunuz sorulara cevap veremem. Benim yapabileceğim bir şey yok. Geri çekilin, yardımcı olun bize. Ülkenin güvenliği için köprü kapatılacak. Trafiğe kapalı abi."
Vatandaşlardan biri de aynı sakinlikte sorar: "Ne yapacağız burada mı konaklayacağız"
Polis memuru konuşmaya devam eder:
"Askerler yönetime el koymuş. Biz şu anda burada kesinlikle size izin vermeyeceğiz. Eğer şunu diyen varsa, ben canıma güveniyorum geçer giderim diyen varsa buyursun geçsin..."
İşte o anda, 15 Temmuz darbe ve işgal girişimini çıplak bedenleriyle engelleyen halkın sesi yükselir:
"Aç abi ben geçerim"
"Evet, hadi ben de geçerim..."
"Arabalarla arabalarla hadi arkadaşlar geçelim..."
40 YILLIK PLANI BİR GECEDE ÇÖKERTTİK
1970'lerden itibaren devlet kademelerine planlı bir şekilde sızan ve onbinlerce elemanını en etkili yerlere yerleştiren FETÖ'nün 40 yıllık planı Türk milletinin kahramanlığı sayesinde bir gecede çökertildi
Bazı isimler zamanla kavramlaşır ve belli olaylar için kullanılır. Sezar'ın "Sen de mi Brütüs" sözü ihanet manasına gelir. Kendi milletine ihanet edip, Truva atı olarak kullanılmanın karşılığı ise artık FETÖ'dür.
FETÖ 1970'lerde örgütlenerek, askeri okullara adam sokmaya başladı. 1980'lerden itibaren askeri okullardaki örgütlenmesi sel haline geldi.
Muhafazakâr fakir aile çocuklarını zaman zaman ders çalıştırıp, zaman zaman soru vererek askeri liselere ve harp okullarına soktular. 1982 ve 1986'da bu örgütün askeri okullardaki yapılanması tespit edildi. Tespit edilen yüzlerce öğrencinin bir kısmı ihraç edilirken çoğu artık vazgeçerler düşüncesiyle büyük bir gaflet eseri olarak askeri okullarda bırakıldı.
Önce binlerce öğretmen yetiştirip, ardından Türkiye'de okullar ve dershaneler açtılar. Ardından Azerbaycan'dan başlayarak yurtdışında okullar açmaya başladılar. Devletin zayıf olduğu Türk dünyası ve Afrika ülkelerinde örgütlü olmaları sayesinde büyük bir güç oldular. Türk milletinin hayallerini ve korkularını kullanarak büyüdüler. TSK, Emniyet teşkilatı, Adalet Bakanlığı, üniversiteler, Milli Eğitim, TÜBİTAK gibi devletin bütün kılcal damarlarına sızdılar. Kar topu gibi yuvarlanarak çığ haline geldiler.
CEMİYET DÜNYASI FETÖ'NÜN KÖKÜNÜN KAZINMASINI İSTİYOR
İş ve cemiyet hayatının ünlü kadınları, üzerinden iki yıl geçen 15 Temmuz darbe girişimini değerlendirdi. Hepsinin ortak görüşü ise; FETÖ'nün kökü kazınıncaya kadar mücadeleye kararlılıkla devam edilmesi
Fetö'nün hain darbe girişimin üzerinden iki yıl geçti. En başından itibaren tepkisini ortaya koyan, Fetö'yü lanetleyen, hainlerle mücadeleyi destekleyen iş ve cemiyet hayatının ünlü kadınlarına, iki yılın sonunda darbe girişimi hakkında ne düşündüklerini, hainlerle mücadeleyi nasıl değerlendirdiklerini ve bundan sonra neler yapılması gerektiğini sordum. İki yıl önce Cumhurbaşkanı Erdoğan sayesinde çok büyük bir tehlike atlattığımızı dile getiren ünlü isimler, "15 Temmuz'u asla unutmayacağız, unutturmayacağız" dedi.
15 TEMMUZ HİSLERİM
Bu yazıya gelene kadar, 15 Temmuz 2016 FETÖ'cü darbe girişimine ve başta halk olmak üzere demokrasiye inanan güçler tarafından bastırılmasına ilişkin çok sayıda yorum okudunuz. Ben aynı türde bir yazı yerine, 15 Temmuz'a dair halkın ne hissettiğine ve bu hisleri nasıl ifade ettiğine bakmak istiyorum.
Hislerimizi en yoğun biçimde şiirle ifade ederiz. 15 Temmuz'un ardından çok sayıda şiir yazıldı. Bunlara baktığımızda bazı temaların tekrarlandığını görüyoruz. Nedir bunlar? Öncelikle vatana ve millete ihanet, hainlik, dış güçlerin emrinde olma, onlar adına hareket etme... Bunlara karşı mücadelede iki temel güç ortaya çıkıyor: Millet ve ümmet, başka bir deyişle vatan sevgisi sahibi bir Türk ve iman sahibi bir Müslüman...
Sunumunu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yazdığı, 25'inci dönem milletvekili Kemal Tekden'in derlediği, editörlüğünü ise Hacı Kısır'ın yaptığı 15 Temmuz Diriliş Şiirleri Güldestesi adlı kitapta yukarıda saydığım kavramları (ve daha fazlasını) barındıran çok sayıda şiir bulunuyor.
15 TEMMUZ CUMA ŞEHİTLERİ
Bundan tam 730 gün önce, bir cuma akşamı Yüzüklerin Efendisi'ndeki Kara Lord Sauron'un Ork ırkından müteşekkil ordusu kadar gaddar (ama özünde korkak) olan FETÖ askerleri Türk milletine; F-16'lardan, helikopterlere, tanklardan tüfeklere büyük, küçük bütün silahlarla saldırdı. Hollywood'un kara ütopya filmlerinde görülen ölümcül bir virüs etkisiyle mutantlaşmış habis yaratıklar gibiydiler.
Kısa mazimize sığdırılmış bütün o darbelerden farklı olarak bir iç işgal harekâtına girişmişlerdi. Ama bütün darbelerde olduğu gibi muhtemel tepkiyi minimum düzeyde tutabilmek için yine bir cuma gününü seçmişlerdi. Bilen bilir, bilmeyenler için yazalım: Türkiye tarihinde darbeler hep cuma günleri yapılmıştır. Tarihten gün hesaplama sitelerinden birinden teyit ettim tekrar: 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980, 28 Şubat 1997, 27 Nisan 2007… Hepsi cumaya denk geliyor.
15 Temmuz'da da tıpkı 12 Eylül darbesindeki gibi Boğaziçi Köprüsü kontrol altına alınmıştı. O dönemlerde var olsa köprü, daha önceki darbelerde de yine kontrol altına alınmaya çalışılırdı. Tabii 1997'deki postmodern darbede ve 27 Nisan 2007'deki e-muhtıra da buna 'ihtiyaç' yoktu.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ
15 TEMMUZ: YALAN BİTTİ
Yıllarca sağlam yalan söyledik. "Bir daha darbe girişimi olursa tankların önüne yatacağız" dedik. Sosyalistler böyle söylediler, özgür dünyacılar böyle söylediler. Demokrasi çok mühim abicimciler, plajların beleşçi asileri bile öyle söyledi. Liberaller, anlı şanlı yazarlar, esti üfürdü.
Ne büyük bir yalanın içinde yaşadık!
Kör olduk, oysa biliyor, bilmezden geliyorduk. 1960 darbesinde hepsi cuntacıların paçasındaydılar! Menderes'in darağacı ipini onlar ördü. 12 Mart'ta Denizlerin idam sehpasına sağlı-sollu el kaldıranlar işte o 'ilericilerin' babalarıydı.
80'de masanın altına saklandılar, utanmadılar. 28 Şubat'ta DİSK, odalar modalar, alayı post-darbenin ortağıydılar.
Peki ya, 15 Temmuz?
15 Temmuz bütün yalanların, amelsiz Tanrıların, gösterişçi Tarzanların sezon finaliydi.
Kimin kim olduğu öyle ortaya çıktı.
FETÖ'nün naylon askerleri Boğaz Köprüsü'nü kestiğinde ne kadar hımbıl kurusıkı varsa sınavda çaktı.
Caddebostan'da, Beşiktaş'ta, Kadıköy'de tankları alkışlayanlar Gezi'nin çevrecileri, don paça feministler, 'Tek adam' diktatörlüğüne karşı şey eden LGBT ebeveynleri ve kökten sosyal Kemalistlerdi.