Yunan mitolojisi'nde Lycaon'un oğlu Trapezeus'un Arkadya'daki adaşına ismini verdiği bilindiğinden, Karadenizdeki Trabzon'un da bu mitolojik kahramandan adını aldığı ve kent adının Yunan toponomi geleneğinden kaynaklandığı düşünülmektedir. Dar bir sahil şeridinin ardında denize dikey uzanan dağlık bir araziye sahip olan ilin merkezi Boztepe (antik Minthrion tepesi) üzerine kurulmuştur. İl topraklarının 22,4% yayla, 77,6% si ise tepelerden oluşmaktadır. Kent Karadeniz'e özgü ılıman iklime sahiptir. Bölgede çeşitli dönemlerde yapılan arkeolojik kazı ve yüzey taramalarında Yontma Taş (Alt Paleolitik dönem) Çağı'na ait Achelleen ve Mousterien tipi (el baltaları, kazıyıcılar, yonga aletler), Mezolitik Orta Çağ'a ait mağaralar Kalkolitik Çağ'a ait yerleşim izlerine rastlanmıştır. Bronz Çağı'nda Karadeniz kıyısında Kaşkalar adlı domuz besleyen ve kendir eken savaşçı bir halkın varlığı Hitit kaynaklarında bildirilmektedir. 1461 yılında Trabzon kralı David Komnenos'un Mahmut Paşa'nın yakını olan başmabeycisi Yorgi Amiruki'nin aracılığıyla direnmeden kenti teslim etmesinden sonra II. Mehmet kent yönetimini Gelibolu sancak Beyi Kazım Bey'e bıraktıkmıştır. Sancak merkezi statüsünde olan Trabzon, 1582 yılında III. Murat döneminde Batum sancağı ile birleştirilerek Trabzon/Batum eyaletinin merkezi hâline getirilmiştir. Trabzon Osmanlı döneminde de gerek doğu Anadolu ve İran'ın gerek se Baharat yolu'nun Batı'ya açıldığı liman kenti olarak stratejik önemini sürdürmüş dahası İran ve Kafkasya seferlerinde askeri üs noktası olarak kullanılmıştır. Celali ayaklanmaları, Kazancık cemaati gibi soyguncu aşiretler, yolsuzluk yapan sancakbeyleri bölgeyi arpalık olarak kullanan beylerbeyleri (Ahmet Paşa, 1603 gibi), 1624, 1625, 1631 yıllarındaki Kazak yağmaları ve Tuzcuoğulları, Şatıroğlu Ömer ve İbrahim ağa gibi ayanlıktan gelme yerel derebeylerin ayaklanmaları bu dönemin önemli olaylarıdır. 1. Dünya savaşı sırasında 17 gemilik Rus donanması tarafından topa tutulan, 1916-1918 yılları Rus işgaline uğrayan kentin Hıristiyan Rum nüfusu, savaşın bitimiden sonra mübadele ile Yunanistan'a gönderilmiştir. İLGİLİ SON HABER Yıllardır çerez sandık,meğer ilaçmış! İbn-i Sina'nın reçetesindeki o mucize besin! Hepimiz onu çayın kahvenin yanına basit bir atıştırmalık sanıyorduk ama gerçek bambaşka çıktı! Tıbbın babası İbn-i Sina, asırlar önce yazdığı o meşhur kitabında onu bir yiyecek olarak değil, bakın 'ne' olarak kaydetmiş... Uygur destanlarından Osmanlı saraylarına uzanan, Evliya Çelebi'nin öve öve bitiremediği bu mucizevi besini bugüne kadar yanlış tüketiyor olabilirsiniz. Uzmanlar uyarıyor: Faydasını görmek istiyorsanız sakın kavurmayın! İşte mutfağınızdaki gizli hazinenin, vücudunuzda yarattığı şoke edici değişimler ve doğru tüketim şekli...